MS 70 yılıydı.
Kuşatma altındaki Kudüs kentinin içindeki Yahudi grupları arasında şiddetli bir tartışma sürüyordu. Kentin güçlü surları, o sıralarda altın çağını yaşamakta olan Roma İmparatorluğu'nun görkemli orduları tarafından çevrelenmişti ve haftalardır sürmekte olan bu ağır muhasaraya karşı ne yapmak gerektiği sorusu Yahudiler'i birbirine düşürmüştü. Uzun süredir yarı-aç bir biçimde savaşıyorlardı, şehrin içindeki yiyecek stokları tükenmek üzereydi çünkü. Karşılarındaki ordu, Roma'nın muzaffer komutanı Titus tarafından yönetilen ve yenmeleri asla mümkün olmayan "dünyanın en güçlü ordusu"ydu. Rasyonel bir değerlendirme, Yahudiler'in direnerek bir zafere ulaşmalarının mümkün olmadığını açıkça gösteriyordu.
Nitekim şehirdeki rasyonel ya da "aklı başında" insanların başında gelen Haham Yohanan Ben Zakkai, Romalılara karşı askeri bir direniş sürdürmenin intihardan başka bir şey olmadığını savunuyordu. Buna karşın, "Zealotlar" (Fanatikler) adı verilen bir grup, bu düşünceyi "ihanet" sayıyorlar ve sonuna kadar savaşmayı istiyorlardı. Bir şekilde bir "mucize"nin gerçekleşeceğine ve Roma'yı ne olursa olsun yeneceklerine inandırmışlardı kendilerini. Tartışmada Haham Ben Zakkai'ye üstün geldiler ve Kudüs'ün ve tüm Yahudi ulusunun kaderini kendi ellerine aldılar. Romalıların "teslim olun" çağrısı yapmak için gönderdikleri elçileri öldürmekle de, tüm geri dönüş yollarını kestiler. İsrailli siyasetçi Amnon Rubinstein'ın ifadeleriyle, "her türlü tavizi reddediyor, çatışmayı daha da alevlendirmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyor, ılımlı Yahudiler'i susturuyor ve, hepsinden önemlisi, tek doğru yolun kendilerininki olduğuna inanıyorlardı". 1
Aslında Romalıları Kudüs'ü kuşatmaya zorlayan olayları başlatanlar da yine aynı Zealotlar'dı. Romalılar, Filistin'i MÖ 63 yılında kansız bir fetihle İm- paratorluklarına katmışlar, sonra da zamanın şartlarına göre "hoşgörülü" sayılabilecek bir yönetim biçimi oluşturmuşlardı. İmparatorluk içinde başka hiç bir azınlığa tanınmamış olan hak ve ayrıcalıklar verilmişti Yahudiler'e. Yahudiler yine kendi Kralları tarafından yönetiliyorlardı. Dini işlerinde tamamen serbest ve özerktiler. Roma askerleri, Yahudiler'in dini inançlarına "saygısızlık" etmemek için, Yahudiler tarafından "put" olarak görülen Kartal başlıklı sembollerini Kudüs'e sokmuyorlardı. Yahudiler'in önemli bir bölümü de Romalıları zalim diktatörler olarak görmüyorlardı, kendilerine bahşedilen otonomiden memnundular.2 Hem memnun olmasalar bile, küçük Yahudi ulusunun dev Roma'ya karşı isyan etmekle ancak kendine zarar verebileceği, her "rasyonel" insan tarafından görülebilecek bir gerçekti.
Ama Zealotlar rasyonel değildiler. Aksine, koyu bir ideolojiye körü körüne bağlı ve dolayısıyla her türlü akılcı değerlendirmeye kapalıydılar.
Nitekim 4 yıl sonra Kudüs'ün kuşatılmasıyla sonuçlanacak olan "Büyük Yahudi İsyanı"nı, 66 yılında onlar başlatmışlardı. İsyan Kudüs'ün yakınlarında, Masada kayalıklarındaki muhkem bir kalede başlamıştı. Kaledeki Roma garnizonu Zealotların ani bir saldırısı ile gafil avlanmış ve Zealotlar garnizondaki askerlerin tümünü kılıçtan geçirmişlerdi. Benzer bir saldırı, Antonia kalesindeki Roma garnizonuna karşı gerçekleşmişti. Garnizondaki askerler, eğer kaleyi terk etmelerine izin verilirse teslim olacaklarını bildirmiş, Zealotlar da bu şartı kabul etmişler, fakat askerler teslim olduklarında hepsini vahşice öldürmüşlerdi. 3
Roma ordularına karşı girişilen bu "irrasyonel" savaş, sonunda 70 yılında Kudüs'ün kuşatılmasıyla sonuçlanmıştı. Ve Zealotlar kendi başlattıkları savaşı Kudüs'teki Yahudi varlığını sona erdirecek noktaya getirdiler. Ilımlıları üstte belirttiğimiz şekilde susturdular ve sonuna kadar savaştılar.
Fakat olması gereken şey oldu ve Roma orduları uzun bir kuşatmanın ardından Kudüs'ün surlarını aşıp şehre girdi. Zealotlar, sokak aralarında, barikatların arkasında savaşmaya, ele geçirdikleri Romalı askerleri vahşice parçalamaya ve böylece karşı tarafı tahrik etmeye devam ettiler. Geri çekile çekile bin yıl önce Hz. Süleyman tarafından inşa edilen Tapınak'a sıkıştılar. Ve Romalılar, hem Tapınak'ı hem de içindekileri yok ettiler. Geriye bir tek Tapınak'ın batı tarafındaki duvar kaldı; ilerleyen yüzyıllar boyunca bu duvar, Kudüs'teki bu tarihsel hezimetin anısına, Yahudiler tarafından "Ağlama Duvarı" olarak kabul edilecekti.
70 yılındaki bu yenilgiyle birlikte Kudüs yerle bir oldu ve yaklaşık bir milyon Yahudi ya öldürüldü ya da köle olarak satıldı. Yahudiler, Hz. İsa'ya karşı yaptıklarının ve yeryüzünde çıkardıkları "fitne"nin bir cezası olarak, büyük bir felaketle karşılaşmışlardı. Çünkü, Kuran'da bildirildiğine göre, Allah, Kitapta onlara şu hükmü vermişti:
Muhakkak siz yeryüzünde iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle kibirlenecek-yükseleceksiniz. Nitekim o ikiden ilk- vaid geldiği zaman, oldukça zorlu olan kullarımızı üzerinize gönderdik de (sizi) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar. Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü. (İsra, 4-5)
Yahudiler, Allah'a karşı işledikleri suçların bir cezası olarak, O'nun üzerlerine musallat ettiği Romalılar tarafından çiğnenmişlerdi. Suçlar kollektifti örneğin, Hz. İsa'yı çarmıha gerdirmek için çabalayanlar, bunu destekleyenler ya da en azından kayıtsız davrananlar Yahudi toplumunun tamamına yakınıydı ve bu yüzden ceza da kollektif biçimde gelmişti.
Bu noktada, Yahudiler'i cezaya sürükleyen faktörün ne olduğuna da dikkat etmek gerekiyordu. Yahudiler, içinde bulundukları şartları "irrasyonel" bir biçimde değerlendirmenin kurbanı olmuşlardı. Sahip oldukları gücü abartmışlar, yani Kuran'ın deyimiyle "kibirlenmişler", bu aşırı kendine güven nedeniyle de Roma'ya akılsızca kafa tutmuşlardı. Kuşkusuz aralarında bazıları, örneğin Haham Yohanan Ben Zakkai, durumu rasyonel bir biçimde değerlendirmiş ve bunun bir çılgınlık olduğunu söylemişti. Ama Zealotlar, bu rasyonellere üstün gelerek Yahudi toplumunu hak ettiği cezaya sürüklediler. Çünkü, Kuran'a göre, "bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü". Zealotların ılımlılara karşı elde ettikleri galibiyet de, Yahudiler'e verilen cezanın bir parçasıydı.
Fakat Yahudiler, özellikle de onları bu felakete sürükleyen Zealotlar ders almaktan uzaktılar. Kudüs'teki kıyımdan kurtulanlar, isyanın başladığı yerde, Masada kalesinde bir kez daha örgütlendiler ve yeniden Roma'ya karşı silahlı mücadeleye giriştiler. Sonunda 73 yılında, 960 Zealot, eşleri ve çocukları ile birlikte Masada'da sıkıştırıldılar ve teslim olmaya zorlandılar. Ancak Romalılar kaleye girdiklerinde tek bir canlı Yahudi bile bulamadılar; teslim olmaktansa birbirlerini öldürerek topluca intihar etmeyi seçmişlerdi. 4
Yahudiler irrasyonalizmle öyle lanetlenmişlerdi ki, Kudüs'te ve daha sonra tüm Filistin'de yaşanan tüm bu acılar onlara ders olmadı. Kendilerinin diğer tüm insanlardan üstün olduklarına ve ne olursa olsun galip geleceklerine o denli emindiler ki, Roma'ya karşı irrasyonel ayaklanmalar çıkarmaya ve gereksiz yere kan dökmeye devam ettiler. Oysa Roma, Kudüs'teki kıyımdan sonra bile Filistin'de yaşamalarına ses çıkarmamış ve eskiden sahip oldukları otonomiyi daha dar biçimde de olsa korumuştu. Buna rağmen, 132 yılında, Haham Akiba ve genç savaşçı Bar- Kokba'nın önderliğinde yeni bir isyan daha başladı. Bar Kokba, Roma birliklerine karşı bazı galibiyetler elde etti ve Yahudiler artık kesin zafere ulaştıklarına inanmaya başladılar. Ancak Roma'nın gazabı fazla gecikmeden geldi. 135 yılında, isyan çok kanlı bir biçimde bastırıldı. Bar-Kokba ve Akiba hemen idam edildiler. Ve ardından Romalılar büyük bir kıyıma giriştiler. Bu kez katliam, 70 yılında Kudüs'te yaşanan- dan da büyüktü. Yaklaşık yarım milyon Yahudi öldürüldü ve kalanlar da Filistin'den tamamen sürüldüler. Kudüs'e ayak basmaya kalkan her Yahudi'nin idam edileceği duyuruldu ve bu hüküm, Roma'nın çöküşüne kadar devam etti.
12 Ekim 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder