12 Ekim 2009 Pazartesi

İRAN BAĞLANTISI

İsrail, 1965'te Kürt gerillalara yardım yapmaya başladığında yalnızdı. Irak'taki Kürt azınlığın stratejik değerini herkesten önce keşfetmişti. Ancak yıllar ilerledikçe, Kürtler başka dış güçlerin de ilgisini çekmeye başladılar. Bunların başında İran geliyordu.
Şah Rıza Pehlevi'nin diktatörlüğü ile yönetilen İran, önceki bölümde vur- guladığımız gibi, ABD'nin bölgedeki en önemli müttefiklerinden biriydi ve bu nedenle de 1958'de İsrail ve Türkiye'nin de katılmasıyla imzalanan üçlü işbirliği anlaşmasına (Trident) taraf olmuştu. Yine önceki bölümde değindiğimiz gibi, bu tarihten sonra İran Şahı ile İsrail arasındaki işbirliği giderek genişledi. Özellikle de Şah'ın eli kanlı gizli servisi SAVAK ile Mossad arasındaki bağlantı çarpıcıydı; Mossad üzerinde uzman olduğu bir konuda, "işkence teknikleri"nde SAVAK'a yol göstermişti.
İsrail ile İran arasındaki bu ittifak, Şah'ın 1969 yılında Kuzey Irak'taki Kürt isyanını desteklemeye başlaması ile birlikte yeni bir işbirliği sahası daha kazandı.
Kürtler, Şah açısından, onyıllardır kavgalı olduğu Irak'ı destablize etmek için kullanılabilecek bir karttı. İran ile Irak, farklı konularda çıkar çatışması içindeydiler. Bunların en başında da iki ülke arasındaki sınırın bir kısmını oluşturan Şatt-ül Arab nehrinin kullanım hakkı geliyordu. Irak, İngiliz sömürgesi zamanından kalan anlaşmaların bir sonucu olarak, nehrin tamamının kullanım hakkına sahipti. Oysa İran, Abadan'daki rafinerilerini denize ulaştıran tek yol olan Şatt-ül Arab'ın en az yarısında (nehrin ortasından İran sınırına kadar olan alanda) egemenlik istiyordu. İki ülke arasında onyıllardır çözülememiş olan bu sorunun iki taraftan birinin köşeye sıkışması ve taviz vermeyi kabul etmesi dışında bir yolla çözülemeyeceği açıktı. Şah, Kürtleri bir koz olarak kullanmayı ve böylece bu tavizi koparmayı düşünüyordu. 1969 yılında, Kürtler'e işte bu nedenle para ve silah yardımı yapmaya başladı.
Ancak Şah, işin içine ABD'yi de çekmek istiyordu. Eğer ABD de Kürt isyanını desteklemeyi kabul ederse, o zaman bu riskli işin riskini en aza indireceğini hesaplıyordu. ABD desteği, Şah'a pek fazla güvenmeyen Kürtlerin güvenlerinin kazanılmasında da çok yararlı olurdu. Bu nedenle, Şah, ABD'deki dostlarını isyanı desteklemeye ikna etmek için uğraşmaya başladı.
Oysa ABD'nin böyle bir işe girişmesi için ortada çok somut bir neden yoktu. Gerçi Amerikalı siyaset bilimci James A. Bill'in yazdığı gibi "İsrail çıkarları Washington'daki anti-Irak eğilimleri körüklüyordu" 23, ama yine de bir ülkenin içindeki bir ayaklanmayı somut bir biçimde desteklemek gibi riskli bir işe girmeye gerek görmüyorlardı Amerikalılar. Özellikle Dışişleri Bakanlığı, bu tür maceralara soğuk bakıyordu.
Fakat Irak'taki Baas rejiminin Nisan 1972'de Sovyetler Birliği ile imzaladığı dostluk ve işbirliği anlaşması, Washington'daki havayı değiştirdi. Irak'ın bu şekilde açık bir Sovyet müttefiki haline gelmesi, birden bire Kürtlerin stratejik değerini artırdı. Dışişleri Bakanlığı bürokratları hala projeye karşıydılar, ama Ulusal Güvenlik Danışmanı Kissinger, Şah'la olan yakın diyaloğunun da etkisiyle, Kürtler'e yardım etmeye karar verdi. Önemli olan da Kissinger'ın kararıydı zaten; bu "nev-i şahsına münhasır" politikacı, daha önce Dışişleri bürokrasisini atlatarak ya da hiçe sayarak kendi aldığı kararları uygulamaya koymuştu. Özellikle de İsrail'i ilgilendiren konularda inisyatifini kullanıyordu. İsrail'i rahatsız eden bir Ortadoğu barış planı geliştiren Dışişleri Bakanı William Rogers'ı da çeşitli ayak oyunları ile safdışı bırakmış ve istifaya zorlamıştı. 24
Irak ile Sovyetler Birliği arasında imzalanan anlaşmadan bir ay sonra, Moskova'daki bir zirveden dönmekte olan Nixon ve Kissinger, Tahran'da Şah Rıza Pehlevi ile biraraya geldiler. Toplantıda gizli bir anlaşma sağlandı ve Amerika'nın da Irak'taki Kürt isyanını desteklenmesine karar verildi. Amerika da oyunun içine girmişti artık. Kissinger, bir ay sonra, Haziran 1972'de Tahran'a özel bir ulak gönderdi ve Amerikan yardımının CIA kaynaklarından Kürtlere aktarılmaya başlayacağını bildirdi. İlerleyen üç yıl boyunca, CIA fonlarından Iraklı Kürtlere tam 16 milyon dolar aktarılacaktı.
Ancak Kürtlerin desteklenmesi işi, ABD tarafında son derece gizli olarak yürütülecekti. Bu, Nixon ve Kissinger'ın birlikte aldıkları, daha doğrusu Kissinger'ın Nixon'a empoze ettiği bir karardı. Buna karşın, Dışişleri Bakanlığı'nın durumdan haberi yoktu ve çok uzun bir süre de olmadı.
ABD desteğinin de eklenmesiyle, Kürt isyanının çapı ve etkinliği daha da büyüdü. 1972'den sonraki üç yıl boyunca Irak'ta şiddetli bir iç savaş yaşandı. Ancak o yıl, Kürtler için çok beklenmedik bir şey oldu; Irak rejimi ile Şah, Cezayir Anlaşması'nı imzalayarak birbirleriyle anlaştılar. Irak, Şah'ın uzun süreden beri koparmaya çalıştığı tavizi, yani Şatt-ül Arab'ın eşit kullanım hakkını İran'a vermeyi kabul etmişti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder