12 Ekim 2009 Pazartesi

İSRAİL SU ÇALIYOR!

İsrail'in sözkonusu su krizi, başta da belirttiğimiz gibi, onu illegal politikalara yöneltiyor: Yahudi Devleti, onyıllardır işgal altında tuttuğu Arap topraklarındaki suları çalıyor. İngiliz The Independent gazetesi, Yahudi Devleti'nin sözkonusu su gaspını şöyle anlatıyor:
Likud partisinin programında "su bizim hayatımız, böyle olunca da bu nesneyi bir gün bize karşı daima iyi niyet gösterisinde bulunmayabileceklerin eline teslim etmemeliyiz" deniliyor. İşgalin başlangıcından bu yana Filistinlilere beş kuyu açma izni verildiği halde İsrailliler, 40 derin kuyu açarak Filistinlilerin toplam kuyularından çıkardığından daha çok su elde ediyor. İsrail ortalama Filistinlilerin dört misli fazla su elde ediyor. Nitekim Filistinliler, "çöle hayat getirdiler, ama bizim sularımızdan" diyorlar... Binlerce yıl önce Yitzhak, ülkelerinde iki kuyu açmak için Filistinlilerle savaşa girmişti. Bugün o kuyular tekrar açılmış durumda ve geleneğe uyularak, onlara "Kin" ve "İhtilaf" adı verilmiş. 2
İsrail'in kullandığı büyük orandaki su, özellikle Batı Şeria'da gerçekleştirilen kullanım uluslararası hukuka göre oldukça fazla. Bir İsrail vatandaşı bir Filistinlinin kullandığı suyun beş katını kullanıyor. Filistinliler ise bu suya İsrail vatandaşlarının ödediklerinin üç katını ödüyor. Filistinliler İsrail'in kendilerine ait su kaynaklarını çaldığını şöyle anlatıyorlar:
"İsrail suyumuzu çalıyor"... Batı Yakası'nın altında büyük bir su gölü var. Aslın- da bu suyun tümü bize ait olan topraklarda kalıyor. Ama İsrail burada açtığı kuyuları çok derin kazıyor ve hemen hemen suyun hepsini çekiyor. İşgal altında tuttuğu Batı Yakası'ndaki su kaynaklarının yüzde 90'ını İsrail kullanıyor. Bize içecek su bırakmıyor. Gerçekte işgalin nedenlerinden biri bu. İsrail 25 yıldır bizim suyumuzla çölde vahalar yaratıyor. Hatta Lübnan'ın güneyine girmesinin nedenlerinden biri de gene su. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi şimdi barış masasına otururken kullandığı mevcut su kapasitesinden bir damla taviz vermek istemiyor. Statükoya devamdan yana. Ortadoğu barışının ana konularından biri olan su üzerindeki anlaşmazlığı gidermek için uluslararası uzmanlara başvurmak istiyoruz. Hiç olmazsa bir geçiş dönemi boyunca kişi başına bir miktar belirleyip İsrail'le suyu bu kişi başına miktara göre bir eşitlik ilkesi üzerinden saptamak istiyoruz. Bizim talebimiz bu. Ama İsrail tutuyor, bize Gazze'de su arındırma sistemleri kurmamızı öneriyor. Olacak şey değil. Feci pahalı bir sistem bu. Öyle ki Coca-Cola içmek daha ucuza geliyor. 3
Coşkun Adalı ise Emperyalizmin Ortadoğu'ya Müdahalesi adlı kitabında konuyu şöyle vurguluyor:
İsrail Ürdün'de Şeria nehrinin bir kolu olan Yarmuk nehri üzerinde yapılacak Vahba Barajı'na politik nedenlerle karşı çıkıyor. Şeria nehri İsrail'in ana su kaynağı olduğu için bu barajı İsrail'in ulusal güvenliğine bir tehdit olarak görüyor. Öte yandan Şeria nehrini hem Ürdün hem de İsrail aşırı bir biçimde kullanmak zorunda kaldıklarından kaynağının yani Ölü Deniz'in su seviyesi sürekli düşüyor ve nehrin de tuzluluk oranı artıyor. Çok yakında bu nehir tarımda kullanılmaz bir hale gelecek. İsrail'in işgal altında tuttuğu Filistin topraklarında susuzluk çok ciddi boyutlar almış durumda... Sonuçta milyonun üstünde Filistinli bir de susuzluktan kıvranıyor. Açık kanalizasyonlar, var olan sınırlı su tabakasını artan bir biçimde sürekli kirletiyor. Filistinliler sadece pis su kullanabiliyor. Biyolojik savaşsa, bu da bir tür biyolojik savaş! 4
İsrail'in bugün kullanmak durumunda olduğu su kaynaklarının tamamına yakını, işgal suretiyle üzerinde fiilen kontrol kurduğu yakın bölgelerden geliyor. İsrail'li bazı yetkililere göre, İsrail'in bu bölgeler üzerindeki kontrolü kaybetmesi, İsrail'in su kaynaklarından mahrum kalmasına yol açabileceği gibi, varlık ve güvenliğini de tehlikeye sokabilir.5 Bu endişe nedeniyle dünyaca tanınan bazı su uzmanları İsrail'in işgal altındaki topraklardan taviz verebileceğini, ancak bu bölgelerdeki su kaynaklarından vazgeçmeyeceğini ifade ediyorlar.
Bu tablo, ortaya tek bir sonuç çıkarıyor: Ortadoğu'daki su sorununun ne- denlerinden biri, İsrail'in suyu "gasp" etmesi. İsrail tarafından suyu gasp edilenler arasında Filistinliler ve Ürdün'ün yanısıra Lübnan ve Suriye de var. İsrail'in Lübnan, Suriye ve Ürdün'le paylaşması gereken Şeria nehri, bugün fiilen İsrail'in kontrolü altında bulunuyor. Zaten nehrin bir yatağına sahip olan İsrail, Golan Tepeleri'ni işgal ederek ikinci, Güney Lübnan'a girip sözde güvenlik bölgesi kurarak üçüncü ve sonuncu yatağını ele geçirmiş durumda.
Ama, başta da belirttiğimiz gibi, tüm bu su gaspları, İsrail'in su ihtiyacını karşılamıyor. Aksine, su kaynakları giderek azalırken, İsrail'in nüfusu artıyor. Bu gidiş, "Vaadedilmiş Topraklar"ın bir kaç on yıl içinde "Vaadedilmiş Çöller"e dönüşebileceğini gösteriyor. İsrail topraklarının yarısından fazlası zaten çöl, giderek yaklaşan kuraklık kalan yarıyı da tehdit ediyor.
Peki İsrail bu konuda ne yapmayı düşünüyor? Yahudi Devleti'nin siyasi bekasını sağlamak için çok kapsamlı bir Ortadoğu stratejisi geliştirdiğini ve uyguladığını önceki bölümlerde gördük. Peki İsrail biyolojik bekası için ne planlıyor?
Bu cevabı ilk başta meşru ve rasyonel tedbirleri içeriyor: İsrail suyu daha da tutumlu kullanmak, arıtma yöntemlerini geliştirmek için çalışıyor. Bunun yanında, ulaşabildiği kaynaklardan su satın almayı düşünüyor örneğin Türkiye'nin Manavgat suyuna talip oluyor. Ancak tüm bu meşru yollar kesinlikle yeterli değil. Bu nedenle İsrail, gasp ettiği Filistin, Ürdün, Suriye ve Lübnan toprakları üzerindeki denetimini korumaya kararlı. Ancak bunlar bile uzun vadede yeterli görünmüyor. Bu yüzden İsrail, yeni su gasplarının planlarını yapıyor.
Bu gayrımeşru çözüm yani su gaspının sürdürülmesi ve yeni gasp planları ise, ister istemez Ortadoğu'nun siyasi atmosferini etkiliyor. İsrail'in suları çaldığı ülke ve halklar da su krizi içindeler çünkü. Bu nedenle su, Ortadoğu'da giderek bir casus belli (savaş nedeni) haline geliyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder