İsrail Tarım Bakanlığı eski bürokratlarından Meir Ben-Meir, su nedeniyle yükselen tansiyonun muhtemel sonucunu şöyle ifade etmişti: "Su, saatli bir bombadır ve bölge halkları su kıtlığı sorunu için ortak bir çözümü görüşmeye yanaşmazlarsa, savaş kaçınılmazdır." İsrail Hayfa Üniversitesi'nden Prof. Armon Sofer de 1990'da verdiği bir demeçte "Ortadoğu'da su kaynaklarının kullanımı yüzünden savaş çıkacak" demişti. 6
Dönemin İşçi Partisi lideri Şimon Peres de, 1991'in ilk aylarında Başbakan Turgut Özal ile Ortadoğu’ya Türk suyunun akıtılmasıyla ilgili bir tartışma sırasında, bundan sonraki Ortadoğu savaşının toprak yüzünden değil su yüzünden çıkabileceğini ifade etmişti. Peres, bir başka demecinde şöyle diyordu: "Nüfus artıyor. Suyu üretmek için imkan yaratamazsak, bu kez su için savaşacağız".7 Yitzhak Rabin de, 1992'de, Başbakanlık koltuğunda oturduğu sıralarda "umarım ki su sorunu silahla çözülmez" şeklindeki sözüyle aynı tezi gündeme taşımıştı. 8
İsrailli yetkililerin buna benzer daha pek çok demeci şimdiye dek yayınlandı. Tüm bunlar, İsrail'in düzenli bir biçimde "su savaş sebebidir" tezini ortaya sürdüğünü gösteriyordu. Nitekim Dışişleri Bakanlığı'nda Fırat ve Dicle'nin sularının paylaşımı konusunda hazırlanan bir rapora göre de "su savaşa neden olabilecek bir anlaşmazlık konusudur şeklindeki tezin arkasında... Tel Aviv var"dı. 9
Peki bu tez ne denli gerçekçiydi? İsrail, su için savaşı göze alır mıydı?
Yahudi Devleti'nin tarihini incelemek bu konuda bir yargıya varmamızı kolaylaştırabilir. Çünkü İsrail'in tarihine, özellikle askeri tarihine baktığımızda, suyun gerçekten de şimdiye dek Yahudi Devleti için çok önemli bir hedef ve bir savaş sebebi olduğu ortaya çıkmaktadır.
Henüz 1948'lerde Siyonist liderler stratejilerini devletin sınırlarının zengin su kaynaklarına erişebilmesi amacıyla düzenlemişlerdi. İsrail 1951'de Yukarı Galile'deki bataklıkları ve Hule Gölü'nü kurutarak Banyasi, Hasbani ve Dan ırmaklarının İsrail topraklarının 6 km içinde oluşturdukları Yukarı Şeria'nın akışını değiştirdi. İsrail, kendi kaynaklarını denetlemek ve İbrani diyarına yerleşmek isteyen tüm Yahudiler'e yeterli su sağlamak için hidrolojik haritayı değiştirmeye kararlıydı.
1963'te İsrail'in Taberiye-Necef arasında başlattığı "Milli Su Şebekesi" projesiyle su ile ilgili bir kriz daha yaşandı. Boru hatları açık su kanalları ve yeraltı tünellerinden oluşan yaklaşık 100 mil uzunluğundaki bu proje sayesinde İsrail Şeria nehri sularının % 40'ını kendi kullanımına alacağını açıklıyordu. Projenin açıklanmasından sonra Arap dünyası ayağa kalktı ve İsrail'i saldırganlık ve yayılmacılık politikaları uygulaması nedeniyle protesto etti. Bu gerginliğin sonucunda 1964'te Kahire'de toplanan Arap zirve konferansı, FKÖ'nün kurulmasına ve Filistin direniş örgütlerinin bu çatı altında toplanmasına karar verdi.
1951-1967 yılları arasındaki yüzlerce küçük çatışmanın ardından, Şeria nehri, 1967 savaşının önemli bir nedeni oldu. İsrailli general Moşe Dayan, 1974'te "İsrail için su o kadar önemlidir ki biz, 1967'de Araplar'la savaşa biraz da su kaynaklarını kontrol altına alabilmek için girdik" diye açıkça beyanda bulunmuştu. Nitekim Yahudi Devleti 1967'deki Altı Gün Savaşı'ndan sonra çok daha güçlü bir duruma geçmiş, Golan Tepeleri'nin işgali, Şeria kaynaklarının Araplar tarafından değiştirilmesini önlemişti.
Litani nehri yüzünden, Yahudi Devleti'nin işgal politikasından Lübnan da payını aldı. Litani zaten çok eskiden beridir Siyonist planlarda rağbet görüyordu: 1919 yılında yapılan Versailles Barış Konferansı'nda ileri sürülen Siyonist haritaya, Litani nehri de dahildi. İsrail'in 1978 ve 1982'de Lübnan'ı işgalinde Litani ve Hasbani nehirleri önemli rol oynadı. Savaş sonucunda oluşturulan sözde güvenlik bölgesi sayesinde İsrail her iki nehre de ulaştı ve bu nehirlerden su çekmeye (çalmaya) başladı. Güney Lübnan'daki sürekli çatışmalar ve İsrail'in kukla milisleriyle sağladığı sıkı denetim, bölge hakkında kesin bilgi alınmasını güçleştirmektedir, ancak yerel çiftçilerden alınan bilgilere göre, İsrailliler Litani'den Hasbani'ye uzanan bir tünel açarak suyunu Şeria'ya akıttılar. Bu su hırsızlığı, İsrail'e 500 milyon m3 ek su kazandırdı. Sınırın sadece 10 mil kadar kuzeyinde bulunan Litani ve Hasbani nehirleri İsrailliler için hep çekici olmuştu. Bugün de İsrail'in yıllık su ihtiyacının %40'ı bu yeraltı su kaynaklarından gelmektedir.
İsrail tüm bu su gasplarını sürdürürken, bir yandan da bu politikasına karşı çıkacak bölge ülkelerini tehdit etme politikası izledi. İsrail yönetimi, kuzeyindeki Celile Denizi'ne su akışını azaltacak tek taraflı baraj yapımı halinde Suriye'ye saldıracağını ilan etmişti. Suriye'nin Ürdün'le birlikte Yarmuk nehri üzerinde yapmaya çalıştığı Birlik Projesi İsrail'in tehditleriyle son bulurken, Sudan'daki Jonglei Kanalı şantiyesi de İsrail tarafından supolitik nedenlerden dolayı bombalandı.
İsrail'in sözkonusu supolitik geçmişi, Yahudi Devleti'nin "su savaş sebebidir" şeklindeki tezinin pek yabana atılır olmadığını gösteriyor. Geçmişte su için çarpışmayı göze alan, hatta Moşe Dayan'a göre 1967'deki Altı Gün Savaşı'nı biraz da bu nedenle başlatan İsrail, o zamanlara göre çok daha artmış olan su krizi karşısında yine bölgede bir çatışma başlatabilir.
Peki ama eğer İsrail su için savaşacaksa, bu nasıl bir savaş olabilir? Yahudi Devleti, nasıl bir savaş çıkarabilir, ya da ne gibi gerginlikler körükleyebilir ki, bu onun su krizine çare olabilecek bir sonuç yaratsın?
12 Ekim 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder