
Irangate yolunda gidiyordu ki, İsrail önemli bir taktik hata yaparak, Tahran'la arasındaki bu hassas ilişkiye zarar verdi. Hata, Kasım 1985'te İran'a yapılan Hawk füzesi sevkiyatındaki hileydi. Sevkiyat, daha önce gönderilen diğer partiler gibi, Amerikan silahlarının İsrail üzerinden Tahran'a ulaştırılmasıyla gerçekleşmişti. İsrailliler, ABD'den Hawk füzeleri istemişler, ABD bunları yola çıkarınca da kendi ellerindeki Hawk'lardan oluşan bir partiyi İran'a yollamışlardı. Ancak önemli bir ayrıntı vardı; İsrailliler'in Kıbrıs üzerinden İran'a yolladıkları Hawk'lar, eski model, hatta hurdaydılar.
Hawk'ları taşıyan uçak Tahran havaalanına indiğinde, Başbakan Musavi de oradaydı. Yanında getirdiği İranlı askeri uzmanlar füzeleri incelediklerinde ise, sürpriz ortaya çıktı. Musavi telefona sarıldı ve istihbarat servisi şefi Mohsen Kangarlu'ya kızgın bir biçimde "kim bize aptal muamelesi yapmaya çalışıyor, buraya yollanan füzeler tamamen eski model ve işe yaramaz" diye çıkıştı. Fenalaşan Kangarlu telefona sarıldı ve bağlantıyı kuran adamı, Gorbanifar'ı aradı. Gorbanifar'ın diyecek hiç bir şeyi yoktu, olay karşısında büyük bir hayalkırıklığına uğradı ve paniğe kapıldı. Nimrodi devreye girerek İranlılarla konuşup ortadaki "yanlış anlama"yı açıklamaya çalıştı, ama gerilimi düşürmeyi başaramadı. İsrail'in fazla uyanık davranması, bir süredir yolunda giden Irangate'i birden büyük bir krize sokmuştu. Ertesi gün, Nimrodi, İranlı "bodyguardlar"ın gözetiminde, Credit Suisse Bank'taki İran'a ait hesaba 18 milyon dolar "tazminat" yatırmak zorunda kaldı. 63Öte yandan, İsrail'in bir önceki partide hem İran'ı hem de ABD'yi "kazıkladığı" da daha sonra anlaşılacaktı. Irangate'in ortaya çıkmasının ardından, "Beyaz Saray'a yakın kaynaklar", İsrail'in değerleri 10 milyon dolar olan silahları İran'a 40 milyon dolara sattığını, bunun 10 milyonunu Amerikan yönetimine teslim ettikten sonra, kalan 30 milyonu bir İsviçre bankasına yatırdığını söyleyeceklerdi. 64
Bu yolsuzluk, İsrail'in Irangate'den beklediği stratejik sonucu, yani "Tahran'la kanalları açık tutma" projesini büyük ölçüde baltaladı. Yahudi Devleti, ordu içinde güçlü olan ve müstakbel bir karşı-devrim için bağlantı kurmak istediği "sağcı çizgi"nin güvenini yitirdi. İsrail'i güvenilir bir ortak olarak göstermeye ve onun bu görüntü altında "Tahran'a sızması"na yardım etmeye uğraşan Gorbanifar ve onun "aşırı sağcı çizgisi" ise Tahran'daki kendi kredibilitesini aşındırdı.
Bu taktik hatanın ardından, Irangate'in ilk baştaki stratejik anlamı azaldı. ABD açısından bir sorun yoktu, Washington rehinelere karşı silah satıp gelen parayla da Kontraları finanse etmeye devam edecekti. Ancak projenin mimarı olan Yahudi Devleti, İran'ı yeniden Şah günlerine döndürme rüyasını ertelemek durumunda kaldı.
Buna karşılık İsrail, Irangate'in daha küçük çaplı bir yararı üzerinde durmaya başladı; "İran Falaşaları". Irangate'in ilk gündeme geldiği sıralarda da üzerinde durulan bu plan, İran'a satılan silahlara karşılık ülkedeki Yahudiler'in İsrail'e göç etmesine izin verilmesini öngörüyordu. ("İran Falaşaları" deyimi, 1980'lerde iki ayrı operasyonla İsrail'e göç ettirilen ve Falaşa olarak tanımlanan Etiyopya Yahudiler'inden geliyordu.) Plan işledi; İran hükümetinin verdiği izin üzerine, bir kaç ay içinde 800 kadar Yahudi İsrail'e gitmek üzere Amerika'ya doğru yola çıktı.
Hawk füzeleri nedeniyle yaşanan skandalın ardından Başbakan Peres "üç silahşör"ü Kimche, Nimrodi ve Schwimmer'i Irangate işinden uzaklaştırdı ve operasyonu yürütmek üzere genç ve parlak danışmanı Amiram Nir'i görevlendirdi. Nir, operasyonun Washington'daki sorumlusu olan Oliver North ile aynı dilden konuşuyordu, rütbeleri de aynı olan ikili iyi anlaştı. Nir-North ikilisi bir süre daha Irangate'i sürdürdüler. Ancak Robert Mc Farlane, Oliver North ve bazı diğer Amerikalı subayların Amiram Nir ile birlikte Kasım 1986'da Tahran'a yaptıkları gizli ziyaretin basına sızması sonucunda operasyon su üstüne çıktı ve ABD'de siyasi bir skandal olarak kabul edilerek "Irangate" adını aldı.
Oliver North, Beyaz Saray'ın günah keçiliğini üstlendi ve tüm suçu üzerine alarak olaydaki aktörlerden biri olan Başkan Reagan'ı kurtardı. "Kurtulan" en önemli aktör ise İsrail'di. Konuyla ilgili yürütülen resmi Amerikan soruşturmasında olay "İran-Kontra" skandalı olarak adlandırıldı ve İsrail'in oynadığı rolün elden geldiğince kurcalanmamasına çalışıldı. Kongre'nin skandalı araştırmak için kurduğu özel komite tarafından hazırlanan rapordaki 423 paragrafın yalnızca 5 tanesinde Yahudi Devleti'nin adı geçiyordu. 65
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder