Irak Baas rejimi, yalnızca İsrail için değil, büyük Batılı güçler için de faydalı bir de facto müttefik işlevi gördü.Baasçılar, 1963'teki darbelerinde sosyalist ve SSCB yanlısı bir iktidarı devirmişlerdi ve bu nedenle de Batılı başkentlerde yararlı bir "kart" olarak görülmeye başlamışlardı. Bu arada, 18 bu darbeyle birlikte iki taraf arasında somut bir ilişkinin oluştuğunu gösteren bazı işaretler vardı: Baasçılar tarafından düzenlenen suikastler, nedense hep Batılı hükümetleri rahatsız eden siyasi figürlere karşı gerçekleşiyordu. Örneğin 1964'te Irak devlet başkanı Abdül-Salim Arif ülkedeki yabancı şirketlerin ve bankaların yatırımlarını millileştirmeye yönelik bir karar aldığında, Baas yönetimi Saddam Hüseyin'in Cihaz Hanin adlı terör timine Arif'e karşı bir suikast gerçekleştirmeleri emrini vermişti. Bazı yorumculara göre, Baas bu suikastı CIA adına düzenlemişti. 19
Başkan Arif suikast girişiminden kurtuldu, ama Baasçılar başta da değindiğimiz gibi 17 Temmuz 1968'de iktidarı ele geçirmeyi başardılar. Bu olayla ilgili olarak da yine "CIA parmağı" söylentileri ortaya çıktı. Çünkü topu topu 900 üyesi olan illegal bir partinin böyle başarılı bir darbeyi tek başına düzenlemesi zor gözüküyordu. Nitekim eski bazı Baas üyelerinin açıklamalarına göre, CIA, Saddam'ın Cihaz Hanin adlı terör timine, "halledilmesi" gereken solcuların listesini vermişti. Bunların teker teker bulunup kurşunlanmaları ise uzun sürmedi.20 Bu sıralarda, Saddam Beyrut'a giderek oradaki Amerikan ve İngiliz gizli servis elemanlarıyla bizzat görüşmüştü. Bu görüşmelerin içeriğini bilmek ise hiç bir zaman mümkün olmadı, çünkü bu görüşmeler hakkında bilgi sahibi sahibi olan ve basına bilgi sızdırmaya kalkan Baas partisi üyelerinin tümü kanlı suikastlere kurban gittiler. 21
1968 devriminde CIA'nin parmağı olduğu, özellikle de Saddam'ın Cihaz Hanin'i ile CIA arasında yakın ilişkiler kurulduğu yönünde bazı detaylı açıklamalar, Iraklı general Herdan el-Tıkriti tarafından 1969'da düzenlenen bir basın toplantısı ile de duyurulmuştu. Ancak general, basın toplantısından üç ay sonra Kuveyt'te bulunduğu sırada arabasının içinde kurşunlandı ve yaşamını yitirdi. Bir Muhaberat (Irak gizli servisi) ajanı olan katil, elini kolunu sallayarak biraz ilerdeki Irak plakalı bir arabaya binerek uzaklaşmış, Kuveyt polisi ise arabayı durdurmaya cesaret edememişti. 22
Bir başka ilginç olay, Saddam'ın 1968 devrimini izleyen günlerde Baas'ın güçlü ismi el-Nayif'i tasviye etmesiydi. Darbe sonrasında el-Bekir devlet başkanı seçilirken, el-Nayif de başbakanlık koltuğuna oturmuştu. Ve el-Nayif makamına oturur oturmaz bir basın toplantısı düzenleyerek yabancı petrol şirketlerine verilen tüm imtiyazları kaldıracaklarını ilan etmişti. Bu toplantıdan bir kaç gün sonra, el- Nayif Başkan el-Bekir tarafından öğle yemeğine davet edildi. Yemekten sonra da her ikisi el-Bekir'in ofisine geçtiler. el-Bekir, el-Nayif'ten özür dileyecek olduğu sırada, Saddam Hüseyin elinde bir silahla ofise girdi. Nayif'e yöneldi, suratına bir tokat attı ve "petrol politikasını sen kendin mi belirlemek istiyorsun, o... çocuğu" diye bağırdı. Saddam'ın arkasındaki örgütsel gücü bilen Nayif, uğradığı şokun da etkisiyle, Tıkritli'nin eline sarıldı ve hayatının bağışlanması için yalvardı. Saddam yıllar sonra bu olaydan söz ederken el-Nayif'in çok şanslı olduğunu, onu öldür- mekten büyük zevk duyacağını, ama siyasi dengeler nedeniyle bunu yapmadığını anlatacaktı. Nayif, olaydan sonra apar topar Batı Almanya'ya giden bir uçağa bindirildi ve oraya büyükelçi olarak atandığı açıklandı. Bu olaydan on yıl kadar sonra da Saddam'ın görevlendirdiği özel bir tim tarafından Londra'da öldürüldü. 23
Kısacası Bağdat'taki Baas—ya da bir başka deyişle Saddam Hüseyin—rejimi ile ne Batılı başkentler ne de Batı Kudüs arasında hiç bir zaman gerçek bir çıkar çatışması yaşanmamış, aksine de facto bir ittifak şekillenmişti. İsrailli ve Amerikalı askeri uzmanların, İran'a yapılacak saldırıyı planlamak için 1980 yazında Paris'te Iraklı subaylarla biraraya gelmeleri, işte bu yüzden bu kadar kolay gerçekleşmişti. Yahudi Devleti, kendisini yok etmeyi kutsal bir misyon haline getirmiş olan İran'ı durdurabilmek için, uzunca bir zamandır çeşitli faydalarını gördüğü Saddam Hüseyin'i kullanmaya karar vermişti. ABD ile paralel bir biçimde aldığı bu karar, 8 yıl sürecek olan İran-Irak savaşının da kaderini belirleyecekti.
12 Ekim 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder