Körfez Krizi başladığı günden itibaren, bu krizin Körfez Savaşı'na dönüştüğü günler de dahil, Saddam Hüseyin ve yardımcıları bir noktanın altını sık sık çizdiler. Onlara göre, ABD'nin başlattığı askeri operasyonun arkasındaki asıl amaç, Irak'ı Kuveyt'ten çıkarmak değildi. Ortada ABD ve İsrail'in Irak'a karşı birlikte düzenledikleri bir tür komplo vardı. Özellikle de İsrail başı çekiyordu, çünkü Irak ordusunu kendisine karşı ciddi bir tehdit olarak görüyordu. Saddam, Amerikan saldırısını engellemek için yaptığı son ümitsiz girişimlerden biri olan 15 Şubat 1991 tarihli konuşmasında şöyle demişti:
Irak'ın emperyalizm tarafından desteklenen Siyonizm'e karşı koyabilecek kadar güçlü bir askeri kapasiteye sahip olduğunu gören Siyonizm, ABD ve Avrupalı emperyalist güçler... bu gerçeği farkettiklerinden bu yana Irak'a karşı yaptırımlar uygulamakta, kararlar almakta ve yalanlarla dolu propagandalar düzenlemektedirler. 1
Elbette Saddam'ın bu açıklamasını tek başına ciddiye almak mümkün değildi. Bir Üçüncü Dünya diktatörü ve tam bir demagog olan Saddam'ın, her şeyi "Siyonizmin komploları" olarak yorumlaması, bir analizden ziyade ucuz propaganda niteliği taşıyordu ve her başı sıkıştığında kullandığı bir üsluptu.
Ancak ilginçtir, bu kez Saddam'ın söylediklerinde haklılık payı vardı. Amerikalı Ortadoğu uzmanları Andrew ve Leslie Cockburn, Amerikan-İsrail ilişkilerini derinlemesine inceledikleri Dangerous Liaison adlı kitapta bu görüşü savunur ve konuyla ilgili pek çok önemli bilgi aktarırlar. Tüm bunlardan, Çöl Fırtınası'nın gerçekten de tam İsrail'in beklentilerine uygun bir biçimde gelişen ve zaten İsrail'in girişimlerinin katkısıyla patlak veren bir savaş olduğu sonucuna varmak mümkündür.
Bunun için öncelikle, İsrail tarafından Çöl Fırtınası'ndan çok daha önceleri geliştirilen "Irak'a karşı savaş" tezlerine bakmakta yarar var.
Irak, bir önceki bölümde incelediğimiz gibi, İran'a karşı sürdürdüğü savaş boyunca başta ABD olmak üzere Batılılar tarafından ciddi bir biçimde desteklenmişti. Bu destekler, İran-Irak savaşı bittiğinde geriye oldukça güçlü bir Irak ordusu bıraktı. Bu durum elbette İsrail'in gözünden kaçmıyordu. Özellikle de Saddam'ın İran ve Kürtlere karşı hiç çekinmeden kullandığı ve hiç kimsenin de ses çıkarmadığı kimyasal silahlar şimdi İsrail açısından ciddi bir tehditti.
Bu nedenle İsrailliler, İran-Irak savaşı sonrası dönemde, Irak'a karşı ne tür bir müdahale yapılabileceği sorusu üzerinde kafa yordular ve somut planlar geliştirdiler. İsrail askeri istihbaratının başı olan Yehoshua Saguy, Ocak 1991'de, yani Körfez Krizi'nin en gergin günlerinde yaptığı küçük bir açıklamada "bundan bir yıl önce, yani bu kriz ortada hiç yokken, bu konu hakkında konuşuyorduk" demekle bunu kast etmişti. 2 Andrew ve Leslie Cockburn'ün ulaştıkları İsrail istihbarat kaynaklarına göre ise, kriz başlamadan çok daha önce İsrailliler tarafından ele alınan planlar, Saguy'un sözünü ettiği "konuşmalar"dan çok daha kapsamlıydı: İsrail, Irak'ın Kuveyt'i işgalinden en az bir yıl önce, Irak'a karşı ne tür bir saldırı yapılabileceği konusunda çok detaylı planlar hazırlamıştı. Buna göre, Irak'ın kimyasal silah mer- kezlerini imha etmek için görevlendirilmiş özel komando birlikleri ülkeye indirilecekti. Bu planlar hakkındaki çalışmalar ise dört yıldan beri devam ediyordu. 3
Kısacası İsrail, Kuveyt işgalinden çok daha önceleri Irak'ı vurmaya kararlıydı. Hatta Haziran 1990'da Irak'a karşı büyük bir saldırı gerçekleştirmeye karar vermiş, ancak ABD'nin karşı çıkması nedeniyle vazgeçmişti. Ancak Yahudi Devleti kararında ısrarlıydı. Makul bir fırsat yakalandığında, Irak tüm askeri gücü yerle bir edilecek bir biçimde vurulacaktı.
12 Ekim 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder