
Önceki sayfalarda İsrail'in ABD'yı Irak'a karşı saldırtmak için ne denli yoğun bir çaba gösterdiğine değindik. Ancak İsrail'in sözkonusu savaş isteği, Saddam'ın iktidardan indirilmesini içermiyordu. Saddam'ın Körfez Savaşı boyunca İsrail'e attığı Scud füzeleri, çoğu insanın İsrail'in Saddam'dan ebediyen kurtulmak istediğini düşünmesine yol açmıştı. Oysa durum hiç de böyle değildi. Evet, Yahudi Devleti Irak'a karşı girişilen savaşın en ateşli savunucusu ve destekçisiydi, ama bu savaşla sadece Irak'ın askeri gücünün eritilmesini istiyordu. Buna karşılık Saddam'ın düşürülmesine kesinlikle taraftar değildi.
Çünkü Saddam ve onun liderliğini yaptığı Irak Baas hareketi, bir önceki bölümde gördüğümüz gibi, onyıllardır İsrail'e stratejik yararlılıklar sağlıyordu. Başbakan Yitzhak Şamir, 2 Şubat 1991'de, yani Irak'a karşı kara harekatının başlamasından üç hafta önce bir Avusturya dergisine verdiği demeçte şöyle konuşmuştu:
Saddam psikolojik açıdan ömrü boyunca İsrail'e faydalı olmuştur... Dünyanın, Araplar'a ve dolayısıyla Filistinlilere karşı nefret duymalarını sağlayacak sınırlı bir körfez savaşı İsrail için faydalı olabilir. İsrail işgali altındaki topraklarda yaşayan Filistinliler güvenlik sebebiyle Ürdün'e gönderilebilirler. Saddam Hüseyin bu stratejik planlama için çok uygun bir katalizör. 22
Önceki sayfalarda, Mossad'ın çeşitli propaganda ve dezinformasyonlarla ABD'yi Irak'a karşı kışkırttığına değinmiştik. Ancak bu, madalyonun yalnızca birinci yüzüydü. Öteki yüzde ise Mossad'ın Saddam iktidarını sağlamlaştırmak için yaptıkları vardı. Ostrovsky'nin yazdığına göre, İsrail'in savaş çığırtkanlığı yaptığı günlerde, bir yandan da Washington'daki İsrail Elçiliği tarafından Irak gizli servisi Muhaberat'a istihbarat aktarılıyordu. Mossad'ın Muhaberat'a verdiği bu istihbarat, Irak'taki muhaliflerin Saddam'ı düşürmek ya da öldürmek için yürüttüğü çabalarla ilgiliydi. Kısacası Mossad, Saddam'ın ayakta kalmasına destek oluyordu!... Ostrovsky, bunun ardındaki mantığı şöyle açıklıyor: "Mossad, Saddam Hüseyin'i Ortadoğu'daki en büyük fayda olarak görüyordu. Çünkü Saddam uluslararası politika açısından tümüyle irrasyoneldi ve Mossad'ın kullanabileceği bir aptallık yapmaya oldukça yatkındı." 23
Kısacası İsrail, hem "faydalı aptallıklar" yaptığı için Saddam'ı iktidarda tutmak, hem de Amerika'yı Saddam'a saldırtmak istiyordu. Yahudi Devleti, Turan Yavuz'un da belirttiği gibi Körfez Savaşı sırasında ve sonrasında Saddam'ın iktidarda kalması gerektiği tezini hep savundu. Turan Yavuz şöyle yazıyor:
Körfez savaşından sonra İsrail, bölge istikrarı açısından Saddam Hüseyin'in ikti- darda kalmasını savunuyor ve istikrarın ancak, yarı güçlü bir Saddam ile sağ- lanacağına inanıyordu. İsrailli diplomatlar bu mesajı tüm dünyaya yaymakta gecikmediler. 24
Kennebunkport'taki balık avında Kissinger'ın "sağ kolu" Scowcroft'un Başkan Bush'a kabul ettirdiği ve harfi harfine uygulanan strateji de tam tamına buydu: Saddam'ı düşürmemek, ama dişlerini sökmek. Oysa Saddam'a karşı savaşan müttefiklerin (aralarında Türkiye de olmak üzere) amacı Saddam'ı düşürmekti. Amerikan kamuoyu hatta ordusu da bunu beklemişti. Ama Saddam düşürülmeyecekti; bu savaş bir Kissinger yapımıydı ve dolayısıyla İsrail'in tezine uygun olarak gelişecekti.
Nitekim öyle de oldu. Körfez Savaşı'nın sonunda Saddam, tüm dünyanın beklentisinin aksine, tam Kennebunkport'ta kararlaştırıldığı gibi, iktidardan düşürülmedi. Beyaz Saray'dan Saddam'ın düşürülmemesi yönünde gelen emir, Irak'taki uluslararası gücün başkomutanı Schwarzkopf'u bile şaşkına çevirmişti. İsrail'in tezi böylece uygulanmış oluyordu.
Dahası, savaşın Ortadoğu genelinde yarattığı stratejik etkiler de tam İsrail'in çıkarlarına uygun biçimdeydi. Yahudi Devleti, savaşa girmemekle diğer pek çok Arap devletinin ABD'nin yanında yer almalarını sağlamış ve böylece onları dolaylı yoldan kendi safına çekmişti. Saddam'ın İsrail'i savaşa sokabilmek için Tel Aviv'e attığı Scud'lar, bu nedenle İsrail yönetimi tarafından karşılıksız bırakıldı. Dahası, sözkonusu bir kaç etkisiz Scud'a karşı tepkisiz kalmanın ücreti olarak, Yahudi Devleti ABD'den 13 milyar dolar "tazminat" aldı. 25
Kudüs'teki Bar-Ilan Üniversitesi Öğretim Üyesi ve BESA Stratejik Araştırma merkezi yöneticisi Doç. Dr. Efraim Inbar, İsrail'in stratejik çevresini ve Körfez savaşının buna etkisini şöyle ele alıyor:
Ağustos 1990'da Irak'ın Kuveyt'i işgali ve Amerika öncülüğünde Saddam Hüse- yin'e karşı yürütülen savaş, Arap elitini bölgesel istikrarsızlığın kaynakları hu- susunda daha duyarlı hale getirmiş ve İsrail'le bağlantılı tehdit anlayışını azaltmıştır. Dahası 1991 Körfez Savaşı, halihazırda, bölgede İsrail'e karşı bir radikal Arap koalisyonunun oluşması şansını büyük ölçüde yok etmiştir , Irak zayıflatılmış, Libya marjinal bir konuma indirgenmiş ve Amerika'yı dışlamama arayışları içinde olan Suriye, barış süreci içine itilmiştir. Bu durum, İsrail anakarası için (Akdeniz üzerinde İsrail kıyılarına 80 km mesafede) büyük bir "Doğu Cephesi"nin oluşturulması olasılığını azaltmıştır. 26
Kısacası, Körfez Savaşı Yahudi Devleti'ne büyük bir stratejik avantaj kazandırdı. Çünkü, zaten tam da İsrail'in tezine uygun olarak düzenlenmişti.
Peki İsrail tezi neyi hedefliyordu, Yahudi Devleti, özellikle Irak'ta, ne yapmak istiyordu? Saddam'ı iktidarda tutmanın, ancak Amerika'yı Irak'a saldırtmanın amacı ne olabilirdi?...
Bu soruların cevabı, iki ayrı stratejik değerlendirmede yatıyordu. Saddam'ı iktidarda tutmayı gerektiren birinci değerlendirme, Bağdat'ın patronunu İran'a karşı bir koz olarak kullanma düşüncesinden doğuyordu. Saddam, bir önceki bölümde İran-Irak savaşını incelerken gördüğümüz gibi, 80'li yıllar boyunca Tahran'a karşı taşeron işlevi yürütmüştü ve bu misyonu sürdürmek için hala en ideal liderdi. Saddam'ın bu misyonu Körfez Savaşı'nı izleyen yıllarda da hem İsrail'in hem de ona bağlı olarak ABD'nin gözünde devam etti.
İsrail'in Körfez Savaşı tezini oluşturan ve Amerika'yı Irak'a saldırtmayı gerektiren ikinci değerlendirme ise, İsrail'in geleneksel hedefleri arasında yer alan Kürt Devleti projesinden kaynaklanıyordu. İsrail, 1982 yılında Oded Yinon'un raporunda belirtildiği gibi Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti istiyordu. (Oded Yinon bir de güneyde kurulacak bir Şii devleti istendiğini ortaya koymuştu, ancak bu kez İsrailliler bu projeden şiddetle kaçınıyorlardı. Çünkü bu muhtemel Şii devleti, kaçınılmaz olarak İran'ın kontrolü altına girecekti.) Saddam'ın yarı güçlü bir şekilde ayakta kalması, hem sözkonusu Kürt Devleti'nin yolunu açacak, hem de Saddam korkusu altında yaşamaya devam edecek olan bu oluşumun dış güçlere, yani ABD'ye ve dolayısıyla İsrail'e yaslanmasını zorunlu kılacaktı. Hem Saddam, oluşturulması istenen Kürt Devleti embriyosunu Tahran'ın etkisi altına girmekten koruyacak etkili bir güçtü başlı başına.
İşte Körfez Savaşı bu hassas dengeyi tutturdu; hem Saddam'dan vazgeçilmedi, hem de Kürt devleti hedefinin yolu açıldı.
Saddam psikolojik açıdan ömrü boyunca İsrail'e faydalı olmuştur... Dünyanın, Araplar'a ve dolayısıyla Filistinlilere karşı nefret duymalarını sağlayacak sınırlı bir körfez savaşı İsrail için faydalı olabilir. İsrail işgali altındaki topraklarda yaşayan Filistinliler güvenlik sebebiyle Ürdün'e gönderilebilirler. Saddam Hüseyin bu stratejik planlama için çok uygun bir katalizör. 22
Önceki sayfalarda, Mossad'ın çeşitli propaganda ve dezinformasyonlarla ABD'yi Irak'a karşı kışkırttığına değinmiştik. Ancak bu, madalyonun yalnızca birinci yüzüydü. Öteki yüzde ise Mossad'ın Saddam iktidarını sağlamlaştırmak için yaptıkları vardı. Ostrovsky'nin yazdığına göre, İsrail'in savaş çığırtkanlığı yaptığı günlerde, bir yandan da Washington'daki İsrail Elçiliği tarafından Irak gizli servisi Muhaberat'a istihbarat aktarılıyordu. Mossad'ın Muhaberat'a verdiği bu istihbarat, Irak'taki muhaliflerin Saddam'ı düşürmek ya da öldürmek için yürüttüğü çabalarla ilgiliydi. Kısacası Mossad, Saddam'ın ayakta kalmasına destek oluyordu!... Ostrovsky, bunun ardındaki mantığı şöyle açıklıyor: "Mossad, Saddam Hüseyin'i Ortadoğu'daki en büyük fayda olarak görüyordu. Çünkü Saddam uluslararası politika açısından tümüyle irrasyoneldi ve Mossad'ın kullanabileceği bir aptallık yapmaya oldukça yatkındı." 23
Kısacası İsrail, hem "faydalı aptallıklar" yaptığı için Saddam'ı iktidarda tutmak, hem de Amerika'yı Saddam'a saldırtmak istiyordu. Yahudi Devleti, Turan Yavuz'un da belirttiği gibi Körfez Savaşı sırasında ve sonrasında Saddam'ın iktidarda kalması gerektiği tezini hep savundu. Turan Yavuz şöyle yazıyor:
Körfez savaşından sonra İsrail, bölge istikrarı açısından Saddam Hüseyin'in ikti- darda kalmasını savunuyor ve istikrarın ancak, yarı güçlü bir Saddam ile sağ- lanacağına inanıyordu. İsrailli diplomatlar bu mesajı tüm dünyaya yaymakta gecikmediler. 24
Kennebunkport'taki balık avında Kissinger'ın "sağ kolu" Scowcroft'un Başkan Bush'a kabul ettirdiği ve harfi harfine uygulanan strateji de tam tamına buydu: Saddam'ı düşürmemek, ama dişlerini sökmek. Oysa Saddam'a karşı savaşan müttefiklerin (aralarında Türkiye de olmak üzere) amacı Saddam'ı düşürmekti. Amerikan kamuoyu hatta ordusu da bunu beklemişti. Ama Saddam düşürülmeyecekti; bu savaş bir Kissinger yapımıydı ve dolayısıyla İsrail'in tezine uygun olarak gelişecekti.
Nitekim öyle de oldu. Körfez Savaşı'nın sonunda Saddam, tüm dünyanın beklentisinin aksine, tam Kennebunkport'ta kararlaştırıldığı gibi, iktidardan düşürülmedi. Beyaz Saray'dan Saddam'ın düşürülmemesi yönünde gelen emir, Irak'taki uluslararası gücün başkomutanı Schwarzkopf'u bile şaşkına çevirmişti. İsrail'in tezi böylece uygulanmış oluyordu.
Dahası, savaşın Ortadoğu genelinde yarattığı stratejik etkiler de tam İsrail'in çıkarlarına uygun biçimdeydi. Yahudi Devleti, savaşa girmemekle diğer pek çok Arap devletinin ABD'nin yanında yer almalarını sağlamış ve böylece onları dolaylı yoldan kendi safına çekmişti. Saddam'ın İsrail'i savaşa sokabilmek için Tel Aviv'e attığı Scud'lar, bu nedenle İsrail yönetimi tarafından karşılıksız bırakıldı. Dahası, sözkonusu bir kaç etkisiz Scud'a karşı tepkisiz kalmanın ücreti olarak, Yahudi Devleti ABD'den 13 milyar dolar "tazminat" aldı. 25
Kudüs'teki Bar-Ilan Üniversitesi Öğretim Üyesi ve BESA Stratejik Araştırma merkezi yöneticisi Doç. Dr. Efraim Inbar, İsrail'in stratejik çevresini ve Körfez savaşının buna etkisini şöyle ele alıyor:
Ağustos 1990'da Irak'ın Kuveyt'i işgali ve Amerika öncülüğünde Saddam Hüse- yin'e karşı yürütülen savaş, Arap elitini bölgesel istikrarsızlığın kaynakları hu- susunda daha duyarlı hale getirmiş ve İsrail'le bağlantılı tehdit anlayışını azaltmıştır. Dahası 1991 Körfez Savaşı, halihazırda, bölgede İsrail'e karşı bir radikal Arap koalisyonunun oluşması şansını büyük ölçüde yok etmiştir , Irak zayıflatılmış, Libya marjinal bir konuma indirgenmiş ve Amerika'yı dışlamama arayışları içinde olan Suriye, barış süreci içine itilmiştir. Bu durum, İsrail anakarası için (Akdeniz üzerinde İsrail kıyılarına 80 km mesafede) büyük bir "Doğu Cephesi"nin oluşturulması olasılığını azaltmıştır. 26
Kısacası, Körfez Savaşı Yahudi Devleti'ne büyük bir stratejik avantaj kazandırdı. Çünkü, zaten tam da İsrail'in tezine uygun olarak düzenlenmişti.
Peki İsrail tezi neyi hedefliyordu, Yahudi Devleti, özellikle Irak'ta, ne yapmak istiyordu? Saddam'ı iktidarda tutmanın, ancak Amerika'yı Irak'a saldırtmanın amacı ne olabilirdi?...
Bu soruların cevabı, iki ayrı stratejik değerlendirmede yatıyordu. Saddam'ı iktidarda tutmayı gerektiren birinci değerlendirme, Bağdat'ın patronunu İran'a karşı bir koz olarak kullanma düşüncesinden doğuyordu. Saddam, bir önceki bölümde İran-Irak savaşını incelerken gördüğümüz gibi, 80'li yıllar boyunca Tahran'a karşı taşeron işlevi yürütmüştü ve bu misyonu sürdürmek için hala en ideal liderdi. Saddam'ın bu misyonu Körfez Savaşı'nı izleyen yıllarda da hem İsrail'in hem de ona bağlı olarak ABD'nin gözünde devam etti.
İsrail'in Körfez Savaşı tezini oluşturan ve Amerika'yı Irak'a saldırtmayı gerektiren ikinci değerlendirme ise, İsrail'in geleneksel hedefleri arasında yer alan Kürt Devleti projesinden kaynaklanıyordu. İsrail, 1982 yılında Oded Yinon'un raporunda belirtildiği gibi Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti istiyordu. (Oded Yinon bir de güneyde kurulacak bir Şii devleti istendiğini ortaya koymuştu, ancak bu kez İsrailliler bu projeden şiddetle kaçınıyorlardı. Çünkü bu muhtemel Şii devleti, kaçınılmaz olarak İran'ın kontrolü altına girecekti.) Saddam'ın yarı güçlü bir şekilde ayakta kalması, hem sözkonusu Kürt Devleti'nin yolunu açacak, hem de Saddam korkusu altında yaşamaya devam edecek olan bu oluşumun dış güçlere, yani ABD'ye ve dolayısıyla İsrail'e yaslanmasını zorunlu kılacaktı. Hem Saddam, oluşturulması istenen Kürt Devleti embriyosunu Tahran'ın etkisi altına girmekten koruyacak etkili bir güçtü başlı başına.
İşte Körfez Savaşı bu hassas dengeyi tutturdu; hem Saddam'dan vazgeçilmedi, hem de Kürt devleti hedefinin yolu açıldı.
YanıtlaSilsarışın porno