12 Ekim 2009 Pazartesi

TAHRAN, WASHİNGTON VE TEL AVİV ARASINDAKİ VİZYON FARKI

Kısacası, 1961'de başlayan Kürt isyanı, 1975'te İran desteğinin kesilmesiyle birlikte sona erdi. Irak, ayaklanmayı büyük bir şiddet kullanarak bastırdı ve Kürtler, bu ilk büyük denemelerinde başarısızlığa uğradılar.
Ancak bu denli basit bir biçimde özetlenebilecek olan bu isyanın ardında, önemli bir ayrıntı yatıyordu: Kürtleri destekleyen üç önemli güç arasındaki vizyon farkı. ABD, İran ve İsrail'in isyana verdikleri desteğin arkasında çok farklı taktik ya da stratejik amaçlar yatıyordu.
Bunları birer birer inceleyelim.
İsyanı en açık şekilde destekleyen ülke kuşkusuz İran'dı. Bugün konuyla ilgili "resmi tarih" yazımlarına bir göz atıldığında, 1961-75 Kuzey Irak isyanının "İran destekli" olduğuna dair çok fazla vurguya rastlanabilir. Şah, uzun bir ortak sınıra sahip olduğu Kürt gerillalara alenen askeri ve lojistik destek veriyordu. Nitekim Cezayir Anlaşması'nda da "artık Kürtleri desteklemeyeceğini" taahhüt ederek, o zamana dek sürdürdüğü desteği açıkça kabul etmişti.
ABD ise, asıl olarak İran'ın paralelinde hareket ediyordu. İran, Irak'ın ciddi bir tehdit olduğu konusunda ABD'yi ikna etmiş ve kendi başlattığı operasyonun içine ABD'yi çekmişti. Aslında "ABD" demek de doğru değildi; Kürtlere destek operasyonuna karar veren ve bunu Dışişlerinden bile gizli yürüten kişi, Henry Kissinger'dı. İran'ın Kürtler'i desteklemekten vazgeçmesinin üzerine, Kissinger da artık bu çetrefilli konuyu daha fazla kaşımamaya karar verdi. Hem Cezayir Anlaşması, Irak'ın ABD'ye karşı da yumuşadığını gösteriyordu.
Dolayısıyla, bu iki ülke, Kürt isyanını sadece taktik bir kart olarak kullanmayı düşünmüşlerdi ve öyle de yaptılar. Hiç bir zaman için, Kürt isyanının başarıya ulaşmasını ve bunun sonucunda otonom bir Kürt entitesi (belki devleti) kurulmasını istemediler. İstedikleri tek şey, Kürtlerin Irak rejimi için bir başağrısı olarak tutulması ve böylece Irak'ın köşeye sıkıştırılmasıydı. Nitekim Kürtler zafere yaklaştıklarında, onları durdurdular. Turan Yavuz, ABD'nin Kürt Kartı adlı kitabında İran ve ABD'nin bu politikasını şöyle anlatıyor:
... Hedef ülke olan Irak'ı dengesiz kılmak için Başkan Nixon ve Henry Kissinger, mücadelenin devam etmesi için verdikleri desteğe rağmen, bir keresinde Kürtler'in ellerindeki her şey ile Irak'a karşı saldırıya geçmelerini önlediler. Halbuki böyle bir saldırı başarıya ulaşabilirdi, çünkü Irak'ı o sıralarda başka olaylar da meşgul ediyordu. Washington'ın amacı Irak'ı tam anlamıyla parçalamak değildi... Kürtler artık son derece zayıflatılmış Irak'a karşı, bu desteğin devam etmesi halinde, her an zafer ilan edebilecek duruma geliyordu. Ancak bunu "ağabeyleri" iki ülkenin politikaları doğrultusunda bir türlü gerçekleştiremiyorlardı. Kısacası öldürücü darbeyi indirmelerine izin verilmiyordu. 25
İran'ın Kürtlerin fazla ileri gitmelerini engellemekte oldukça mantıklı bir gerekçesi vardı aslında. Çünkü İran'ın içinde de önemli bir Kürt azınlık yaşıyordu ve Kuzey Irak'ta başarıya ulaşacak bir ayaklanma, ister istemez İran Kürtleri için "kötü örnek" oluşturacaktı. Şah, Iraklı Kürtler'i taktik bir kart olarak kullanmak istiyordu, ama bu kartın her an kendi aleyhine dönebileceğini bildiğinden temkinli davranıyordu.
Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti kurulması, ABD için de istenen bir sonuç değildi. Böyle bir devleti kurduruyor gözükmek, aynı sorundan muzdarip olan bazı ABD müttefiklerinin—en başta Türkiye'nin—Washington'a isyan etmesiyle sonuçlanırdı. Öte yandan, böyle bir devleti finanse etmek büyük bir ekonomik yük oluştururdu ABD için.
Kısacası, isyanı destekleyen üç önemli güçten ikisi, yani ABD ve İran, Kürt isyanına verdikleri desteği sadece taktik bir manevra olarak görüyorlardı.
Ancak, isyanı destekleyen üçüncü önemli güç, yani İsrail açısından durum çok farklıydı.
İsrail, daha önce de belirttiğimiz gibi, Kürtleri sadece taktik yani geçici bir koz olarak değil, stratejik yani kalıcı bir müttefik olarak görüyordu. Yahudi Devleti'nin beka stratejisinin bir parçasıydı Kürt azınlığı desteklemek ve Irak'a karşı kışkırtmak. Bu isyanın başarıya ulaşması, yani bir Kürt Devleti'nin kurulması ise, ABD ve İran'ın aksine, İsrail için son derece olumlu bir gelişme olurdu. Bu, klasik "böl-yönet" stratejisini Ortadoğu'ya uyarlamak isteyen Yahudi Devleti'nin zaten eskiden beridir görmek istediği bir şeydi. Bu nedenle, Kürt isyanın başarısızlıkla sonuçlanması, İsrail için stratejik bir kayıp oldu.
Dahası, İsrail bu başarısızlığı geçici bir durum saydı ve Irak'ta bir Kürt Devleti kurulması hedefini 1975'ten sonra da korudu. Oded Yinon'un 1980'lerde İsrail İçin Strateji başlıklı raporu, "Irak etnik ve mezhebi temeller üzerine bölünecektir; kuzeyde bir Kürt Devleti; ortada bir Sünni ve güneyde Şii devleti" diye devam eden satırlarıyla, Yahudi Devleti'nin bu konuda ne denli ısrarlı olduğunu gösteriyordu.
Nitekim İsrail, 1975'teki çözülmeleri sırasında, ABD ve İran'ın aksine Kürtlere yüz çevirmemişti. Ancak yapabileceği fazla bir şey yoktu; Şah'ın sınırı kapatmasıyla birlikte İsrail'in de Kürtler'e ulaşma şansı kalmamış oluyordu. Çünkü İran, Kürtler'e yardım etmek isteyen güçler içinde onlara sınırı olan tek ülkeydi. Cezayir Anlaşması öncesinde ABD ve İsrail'in gönderdiği yardımların da çok büyük bölümü İran'ın üzerinden ulaşıyordu Kürtler'e. ABD'nin Kerkük konsolosu Lee Dinmore, Progressive dergisinde yazdığı bir makalede İsrail ajanlarının Kürt gerillaları İran toprakları içinde eğittiklerini bildirmişti.26 İsrail'in İran üzerinden kurduğu bu Kürt bağlantısını düzenleyen en önemli isim ise, İsrail'in İran'daki de facto Büyükelçisi Yakov Nimrodi idi. Kendisi bir "Kürt Yahudisi" olan Nimrodi, Şah üzerindeki büyük nüfuzu sayesinde, İran'ı İsrail-Kürt bağlantısının transit geçişi hali- ne getirmişti. Nitekim Nimrodi yıllar sonra, Ariel Şaron tarafından "Kürt isyanı gibi çok uzaklara uzanan siyasi bağlantıların en büyük mimarı" diye tanımlanacaktı.27 1955 yılında İran'a Büyükelçi atanan ve izleyen 13 yıl boyunca bu görevi yürüten Nimrodi, bir keresinde İsrailli bir gazeteciye, "eğer İran'da neler yaptığımızı anlatmamıza bir gün izin verilse, inanamazsınız..." demişti, "... yaptıklarımızın hayal gücünüzün ötesinde olduğunu söyleyebilirim." 28

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder