Nil'in Etiyopya'dan sonraki ikinci önemli kökü, Sudan'dır. Ve İsrail, bu kök ile de yakından ilgilidir. Etiyopya gibi Sudan'ı da kendi safına çekememiştir belki; ama bu kez güç kullanarak Nil'in bu ikinci büyük kökünü kurutmaya çalışmıştır.
Mısır ile Sudan, Nil havzasında nehir sularının ortak kullanımı konusunda anlaşma imzalayan ilk ülkelerdir. Bu anlaşma çerçevesinde 1959 yılında Jonglei Kanalı'nın inşaatına başlanmıştı. Bu kanal sayesinde Nil'in suları çok daha hızlı akıtılacak ve Güney Sudan'da bataklıklarda buharlaşmayla kaybedildiği hesaplanan 25-50 milyar m3 su kazanılmış olacaktı. Kanalın açılması ve varolan küçük kanalların derinleştirilip genişletilmesi su akıntısını hızlandıracak ve böylece buharlaşmayı azaltacaktı. Nil'in debisinde önemli bir artış bekleniyordu.
Fakat 1955'de başlayan iç savaş, Jonglei Kanalı projesini baltaladı. İç savaş, Sudan'a egemen olan müslümanlara karşı güneydeki hıristiyan ve animistler tarafından başlatılan bir ayaklanma ile doğmuştu. Ayaklanmayı yürüten Anya-Nya adlı örgüt Jonglei Kanalı'nı kendisine hedef olarak seçti. Savaşın ilerleyen yıllarında da Jonglei Kanalı, bölge halkı için kendisiyle savaştıkları herşeyin sembolü haline geldi. Kanal inşaatlarına sık sık saldırılar düzenlendi.
Ancak bu arada ilginç bir nokta vardı. Güney Sudan'da patlak veren sözkonusu ayaklanmanın arkasında İsrail vardı. Anya-Nya ayaklanması, İsrail'in silahları ve askeri uzmanları tarafından desteklenmişti. Mossad, komşu ülkeler Uganda, Çad, Etiyopya ve Kongo'daki istasyonları aracılığıyla Güneyli ayaklanmacılarla bağlantı kurmuş, Torit kentindeki Mossad merkezinde 30 kadar Anya-Nya gerillası özel eğitimden geçirilmişti. Yahudi Devleti, 3. bölümde daha ayrıntılı olarak değindiğimiz gibi, Güney Sudanlı ayaklanmacılara destek veren en önemli güç konumundaydı.
İşin en önemli yanı ise, İsrail'in desteklediği güneyli gerillaları Jonglei Kanalı'na yapılan saldırılar için teşvik etmesiydi. Dahası, İsrailliler, Jonglei kanal şantiyesinin bombalanmasında da aktif rol almışlardı.
Ve sonunda 1984'te kanalın yapımı durduruldu. Bunda kanalın Güney Sudan halkı için kuzeyin üstünlüğünün simgesi haline gelmesinin rolü büyüktü. Mısır ve Sudan tarafından kanal projesi için harcanan 400 milyon dolar böylece boşa harcanmış oldu. İsrail, böylece Nil'in ikinci büyük kökünü de baltalamış oluyordu. Sudan'dan akan Beyaz Nil kesilmemişti elbette, ama bu nehrin büyük su kaybını engelleyecek olan büyük bir proje engellenmişti.
İsrail'in "palmiye"nin sözkonusu iki kökü Etiyopya ve Sudan üzerinde yaptıklarına bakarak bir değerlendirme yaptığımızda ise, ortaya Mısır'ı sıkıştırmak için geliştirilmiş bir strateji çıkar. İsrail'in bölgedeki amacı Mısır'ın suyunun başını tutan Sudan ve Etiyopya'nın Mısır'la işbirliği yapmalarını engellemek ve Mısır'ı bu ülkeler kanalıyla Nil suyunu kesmekle tehdit etmektir.
Bu stratejinin ise kısa ve uzun vadeli iki ayrı amacı olabilir. Birincisi, İsrail'in Mısır'ı Nil'den kendisine su aktarması yönündeki isteklerine razı etmesidir. Nitekim tüm bu tehditler Mısır üzerinde etkili olmaktadır. 1996 başında sızan bazı haberlere göre, Mısır yönetimi, Nil üzerindeki dolaylı baskılarından vazgeçmesi halinde, İsrail'e, İsrailliler'in Camp David'den beri istedikleri gibi su aktarmayı düşünmektedir. 15
Nil üzerindeki bu stratejinin uzun vadeli amacı ise, bir savaş durumunda Mısır'ın susuz bırakılmasıdır. Böyle bir savaş ise kuvvetle muhtemeldir. Çünkü İsrail Camp David'le beraber "güncel politika" gereği Sina yarımadasından vazgeçmiştir, ama Yehoshafat Harkabi'nin sözünü ettiği "büyük hedef", İsrail için her zaman Sina yarımadasının Nil'e kadar ele geçirilmesidir. Nitekim Oded Yinon'un Camp David'den üç yıl sonra yayınlanan "İsrail İçin Strateji" başlıklı raporu, 3. bölümde değindiğimiz gibi, Mısır'ın "1967 Savaşı sonrasındaki yerine itilmesi"nden söz ederek şöyle diyordu: "İsrail uzun vadede, ekonomik açıdan olsun, enerji rezervi olarak olsun, stratejik öneme sahip olan Sina üzerinde denetimi yeniden sağlamak için doğrudan veya dolaylı harekete geçmek zorunda kalacaktır." 16
Bir başka deyişle, Yinon'un raporuna göre İsrail'in Mısır'ı işgali uzun vadede kaçınılmaz bir gereksinimdi. Nil'in suları üzerine konulan musluklar, işte bu nedenle oldukça önemliydi. Etiyopya kullanılarak Nil'in sularının minimuma indirilmesi, Mısır'ı kuşkusuz felce uğratır, İsrail'e de kolay bir zafer getirirdi. EP dergisinin konu hakkında yayınladığı bir incelemeye göre, "Mısır ve komşuları arasında Nil'in sularının paylaşımı konusunda çıkacak bir savaşta İsrail'in Nil'in sularından faydalanma olanağı yaratacak bir durumu değerlendirmek istemesi hiç de uzak bir ihtimal değil"di. 17
Bu savaş stratejisinin belki de en ilginç yanı ise, Eski Ahit'te çizilen bir savaş senaryosuna tıpatıp benzemesiydi. İşaya kitabında, Mısır'ın kuraklık sayesinde nasıl ele geçirileceği şöyle anlatılıyordu:
Ve sular denizden kesilecek, ve ırmak kesilip kuruyacak. Ve ırmaklar kokacak ve Mısır'ın kanalları boşalıp kuruyacak, kamışla saz olacak. Nil'in yanında, Nil kenarında olan çayırlar ve Nil'in bütün ekilmiş tarlaları kuruyacak, toz olup dağılacak ve yok olacak. Ve balıkçılar ah edecekler ve Nil'e olta atanların hepsi yas tutacaklar ve suların yüzü üzerine ağ yayanlar dövünecekler. Ve Mısırın direkleri parçalanacak. Bütün ücretli işçilerin yürekleri kederli olacak. Orduların Rabbi Mısır için ne tasarladı?...
Ve Mısır'da başın ya da kuyruğun, hurma dalının yahut sazın yapılabileceği bir iş kalmayacak. O gün Mısırlılar kadın gibi olacaklar; ve orduların Rabbinin, üzerlerine elini sallamasından titreyip yılacaklar. Ve Yahuda diyarı Mısır diyarı için bir dehşet olacak; ve onun adı kendisine anılan her adam, ordular Rabbinin ona karşı ettiği niyetten ötürü yılacak." (İşaya, 19/5-18)
12 Ekim 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder