12 Ekim 2009 Pazartesi

CLINTON'IN ORTADOĞU POLİTİKASI

WINNEP'in İsrail'e yakınlığını inceledik. Ama asıl önemli olan, bu kurumun, Clinton yönetiminin Ortadoğu politikasına neredeyse ipotek koymuş olmasıydı. Gelmiş geçmiş ABD Başkanları içinde İsrail'e en yakın olanı olarak tanımlanan Clinton, WINNEP'in İsrail güdümlü politikalarını onaylamaya hazırdı. Öyle ki WINNEP'in Kürt konusunu öncelikli gündem maddesi olarak benimsediği ve ABD yönetimine yerleştirdiği üyeleriyle bu konunun üzerine gideceği, Clinton'ın 1992 seçimlerini kazandığı sıralarda hemen belli olmuştu. O sıralar Hürriyet'in Washington muhabiri olan Sedat Ergin şunları yazıyordu:
Demokratik aday Bill Clinton'un seçim zaferinden en çok hoşnut olan kesimlerin arasında ABD'deki Yahudi lobisi de yer almaktadır. ABD'deki Yahudi Lobisi'nin en güçlü kuruluşu olan AIPAC'in (American Israeli Public Affairs Committee) Başkanı David Steiner, geçenlerde 'Little Rock'ta (Clinton'ın karargahı) pek çok adamımız var. Yeni yönetime adamlarımızı sokacağız' yolundaki sözlerinin yer aldığı teyp bandının basına yansıması üzerine istifa etmek zorunda kalmıştır.
AIPAC'in 'adamları'ndan biri de Washington'un önde gelen Ortadoğu uzmanlarından Martin Indyk'tır. İlginçtir ki, ABD'nin saygın araştırma kuruluşların- dan (Think Tank) Carnegie Endowment'ta geçen hafta düzenlenen ve 'Kürt So- runu'nun da ayrıntılı bir şekilde tartışıldığı 'Irak toprak bütünlüğünü koruyabilir mi?' konulu panelde en önemli müdahalelerden biri Martin Indky'ten gelmiştir. Washington'daki bir başka nüfuzlu araştırma kuruluşu, Washington Institute for Near East Policy'nin direktörü olan Indyk, ABD yönetiminin Irak'ın toprak bütünlüğünü savunan geleneksel çizgisini eleştiren bir yaklaşımla 'Irak'ın toprak bütünlüğünü sorgulayan bir politikanın hatası ne olabilir ki' diye sormuştur. 3
Morris Amitay'ın Amerikan Yahudi basınının önemli dergilerinden biri olan Washington Jewish Weekly'de yayınlanan "Self-Determinasyon: Kürtler Hala Bekliyor" başlıklı yazısındaki şu satırların amacı oldukça açıktı: "... Türkiye, İran, Irak, Suriye ve Rusya'ya dağılmış olarak yaşayan 20 milyon kadar Kürt, bağımsız devletlerini kurma imkanını bulamamıştır... Kürtler'e kendi siyasi kaderlerini tayin edebilme hakkı tanınmadıkça, Orta Doğu'da huzursuzluğun ve isyanların devamı kaçınılmazdır." 5
Clinton yönetiminin daha iş başına yeni geldiği sıralarda verdiği görüntü, İsrail'in Ortadoğu çıkarlarına ve bu arada doğal olarak Kürt sorunundaki hedeflerine uygun bir politika çizileceğini gösteriyordu. Nitekim ilerleyen yıllarda da böyle oldu. Ortadoğu politikasını WINNEP üyelerinin ve benzeri İsrail yanlısı stratejistlerin kontrolüne veren Clinton yönetimi, ısrarlı bir biçimde Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti'nin altyapısını kurmak için çabaladı. WINNEP'in bu amaca yönelik çalışmalarından biri de Mike Amitay'ın öncülüğünde Washington'da kurulan Kürt Enstitüsü oldu.
Bu arada sözkonusu müstakbel Kürt Devleti'nin koruyucu şemsiyesi olan Çekiç Güç'ün Türkiye'deki tüm muhalefete rağmen yerinde kalmasına bu nedenle özen gösterildi. Bazı yorumcular, Çekiç Güç tarafından korunan bölgenin petrol içermediğini, pek bir stratejik öneme de sahip olmadığını vurguluyorlar ve buna dayanarak da ABD'nin bir Kürt Devleti kurdurma peşinde olmasının mümkün olmadığını öne sürüyorlardı. Yarı yarıya haklıydılar: Petrolden ve Amerikalılar'ı ilgilendirebilecek başka her hangi bir şeyden yoksun olan Kuzey Irak, Amerikan ulusal çıkarları açısından değerli bir bölge değildi gerçekten. Ama bu, ABD'nin burayla çok yakından ilgilendiği ve kendi eliyle müstakbel bir Kürt Devleti'nin taşlarını döşediği gerçeğini değiştirmiyordu. ABD, kendisinin değil ama İsrail'in çıkarları için bu işi yapıyordu çünkü.
Bu yorum ilk başta pek çok kimseye garip gelebilir ve ABD'nin kendi çıkarına rağmen İsrail'in çıkarlarını koruduğu iddiasını "realpolitik"in temel kuralına aykırı bulabilirler. Ama durum, konuyu inceleyen pek çok Amerikalı siyasi yorumcu tarafından da vurgulandığı gibi, tam da budur. Çünkü ABD'nin İsrail'e olan bağlılığı, realpolitik sınırlarını aşmaktadır ve eski Başkan Yardımcısı George Ball'un deyimiyle bir "tutkulu ilişki" haline dönüşmüştür. 6
Amerikalılar'ın Türkiye'de Çekiç Güç konusunda yapılan ağır eleştirilerin hiç birine ses çıkarmazken, RP lideri Necmettin Erbakan'dan gelen ve Çekiç Güç'ü İsrail'le ilişkilendiren bir yoruma aşırı derecede saldırgan ve küstah bir çıkışla karşılık vermeleri, belki de bu tutkulu ilişkinin bir yansıması olarak kabul edilebilir. 7
Özetle, Clinton yönetimi Ortadoğu'da bir Kürt Devleti oluşturmaya yönelik bir politika izliyordu ve bu politikanın ardındaki asıl faktör de İsrail ve onun lobisiydi. Olayın en önemli yanı ise, bu Kürt politikasının ucunun Türkiye'ye dokunmasıydı. Hem de yine İsrail'in eliyle.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder