12 Ekim 2009 Pazartesi

İRAN'A KARŞI SAVAŞ

İran Irak Savaşı'dan bir görünüm; İran cephesini bombalayan Irak askerleri


Irak, 22 Eylül 1980 günü Irak'a saldırırken, arkasına aldığı bu dış desteğin verdiği güvenle hareket ediyordu. Güveninin boş çıkmayacağı ise, savaşın henüz ilk aylarında belli oldu. Bu tür bir saldırı karşısında, BM Güvenlik Konseyi'nin bir an önce toplanıp Irak'ı kınayan ve geri çekilmeye çağıran bir karar alması gerekirdi. Oysa Güvenlik Konseyi, ABD'nin ve diğer iki Batılı daimi üyenin (İngiltere ve Fransa) kasıtlı olarak ayak sürümesi nedeniyle ancak çok geç toplandı.

İngiltere'nin ABD Büyükelçisi Sir Anthony Parsons, daha sonraları Güvenlik Konseyi'nin bu tavrını eleştirmiş ve gecikmenin mantığını da açıklamıştı. Büyükelçiye göre, Güvenlik Konseyi bu tür kasıtlı bir gecikme yapmıştı, çünkü Saddam Hüseyin'in kolay ve çabuk bir zafere ulaşmasını bekliyordu. ABD ve müttefikleri, devrim nedeniyle halen kaos yaşamakta olan İran'ın Saddam tarafından çok kısa sürede dize getirilebileceğini ümid ediyorlardı.24 Bu umutlar boşa çıkınca da, Güvenlik Konseyi toplanıp konuyla ilgili 479 sayılı kararı almak zorunda kaldı. Ancak Irak'ın desteklendiği yine çok belirgindi; karar yalnızca bir ateşkes talebi içeriyordu, Irak'ın kınanmasına ve işgal ettiği topraklardan çekilmesine yönelikse tek bir satır bile yoktu. Saddam mesajı aldı ve saldırısına tüm hızıyla devam etti.
Öte yandan, Irak'ın İran'ı işgali üzerine İran'ın Urumiye bölgesinde patlak veren Kürt isyanında ilginç bazı "dış mihrak" işaretleri vardı. İran'ı oldukça zor durumda bırakan bu isyan, İranlı ve Amerikalı üst düzey yetkililer arasında 15 Ekim 1979 günü Tahran'da düzenlenen bir toplantıda gündeme gelmişti. İran tarafının Dışişleri Bakanı İbrahim Yezdi ve Dışişleri Bakan Yardımıcısı Amir Entezam tarafından temsil edildiği görüşmeye, ABD tarafından da üst düzey diplomatlar katılmıştı. Amerikalılar, İran'daki yeni rejimle hiç bir sorunları olmadığını ve Irak'ı desteklemediklerini anlatmışlardı uzun uzun. Ancak Dışişleri Bakanı Yezdi, önlerine çok önemli bir istihbarat raporu koymuştu: İran'daki Kürt isyanının sürdüğü bölgelerde yapılan istihbarat çalışmalarının verdiği sonuca göre, isyancı Kürtler, Irak subayları görüntüsü altında bölgede faaliyet gösteren Amerikalı ve İsrailli uzmanlar tarafından destekleniyor ve eğitiliyorlardı. Yezdi, buna dayanarak Kürt isyanının arkasında ABD ve İsrail'in parmağı olduğuna kesinlikle inandıklarını belirtmişti. ABD'li diplomatların böyle bir durumun varlığını ısrarla inkar etmeleri üzerine de, bu desteğin varlığından emin olduklarını, ancak belki bunun Amerikan Dışişleri'nin bilgisi dışında CIA tarafından yürütülen bir operasyon olabileceğini, nitekim geçmişte bu tür olayların yaşandığını söylemişti.25 Anlaşılan, Kürt kartını 1960'lı ve 70'li yıllarda Irak'a karşı kullanan ABD ve İsrail, ayrı kartı şimdi de İran'a karşı devreye sokmuşlardı.
Ancak İran, Irak'ın ve onun arkasındakilerin umduğu kadar çabuk pes etmedi. Aksine, Irak'ın ani işgalinin getirdiği ilk şok atlatıldıktan sonra, İran birlikleri güçlü bir direniş göstererek Irak ordusunun ilerleyişini durdurdular. Kürt isyanı da kademeli bir biçimde bastırıldı. Bir süre sonra da İran güçleri, Irak ordusunu püskürtmeye başladılar. 1982'ye gelindiğinde tüm Irak ordusu İran topraklarından atılmış ve savaşın dengesi bu kez Irak aleyhine bozulmaya başlamıştı. ABD ve müttefikleri bu noktada savaşa müdahale etmeye karar verdiler; Irak silahlandırılacak ve ekonomik yönden desteklenecekti.
Fakat bu desteğin önemli bir yasal engel vardı. Amerikan kanunları, terörizmle ilgisi olduğu belirlenen ülkelere kredi verilmesini yasaklıyordu. Mart 1982'de Dışişleri Bakanlığı, Kongre'ye danışmaya bile gerek görmeden Irak'ı "terörist devlet" listesinden çıkardı. Hemen ardından da ABD Tarım Bakanlığı'nın Commodity Credit Corporation (CCC) bünyesinden Irak'a 300 milyon dolarlık bir yardım ayarlandı. 26 Savaş ilerledikçe Washington ile Bağdat arasındaki ittifak da gelişti. Başkan Reagan, 1984 yılında ABD ile Irak arasındaki diplomatik ilişkileri en üst düzeyde yeniden başlattı. 1986'da ise, CIA, İran ordusunun Amerikan casus uydularından çekilen fotoğraflarını Irak'a aktardı; bu Iraklılar açısından çok büyük bir askeri avantajdı. 27
Fakat tüm bunlar Irak'ın İran'ı mağlup etmesi için yeterli olmuyordu. İran, 1982 ortalarında Irak ordusunu kendi topraklarından tamamen püskürtmüş ve bu kez Irak sınırını zorlamaya başlamıştı. 14 Temmuz'da Irak sınırına yönelik ilk İran saldırısı gerçekleşti. Bu tarihten sonra, Saddam Hüseyin sürekli olarak Tahran yönetimini barış masasına oturmaya çağıracak, Tahran ise mütecaviz Irak'a "haddini bildirmek" ve Saddam'ı düşürmek için savaşa devam edecekti. 7 Şubat 1983'te İran ordusu ilk kez Irak sınırını geçti. Aynı yılın Temmuz ayında ise büyük bir taarruz başlatarak Basra bölgesine girdi. Basra üzerindeki savaş bir ileri-bir geri aylarca devam etti. İran'ın kesin zaferi ise Şubat 1986'da geldi. Irak'ın Körfez'e çıkış yapan en büyük limanını barındıran ve dolayısıyla Basra'nın en önemli bölgesi olan Fao yarımadası, çok kanlı bir çatışmanın ardından İran'ın eline geçti. Şatt-ül Arab'ın her iki yakası da şimdi Tahran'ın elindeydi. Bu nokta, savaşın "üçüncü evre"sinin başladığı noktaydı aynı zamanda. Savaş artık geleneksel bir cephe savaşı olmaktan çıkacak ve füzeler ve uçaklar arasında geçen bir yıpratma mücadelesine dönüşecekti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder