Üstte WINNEP'ten söz ederken Kürt sorununu kışkırtan çeşitli İsrail bağlantılı isimlere değinmiştik. Bunları çoğaltmak mümkündür.
Bu isimlerin en ünlülerinden biri, yıllardır "Türk dostu" olarak tanıtılan Richard Perle'dir. Bir Yahudi olan Perle'nin İsrail'e olan sadakatine ve buna paralel olarak Kürt sorununa olan ilgisine 4. bölümde değinmiştik. Öyle ki Perle, 1980'lerin başında Amerika'da yeni yeni oluşan "Kürt lobisi"nin önde gelen isimlerinden biriydi. Perle'nin bu misyonu ilerleyen yıllarda da devam etti. Başında bulunduğu— ve Türkiye tarafından ABD'de lobi yapmak için kiralanan—International Advisers Inc. adlı lobi şirketi, "Kürtlerin self-determinasyonu"nu dilinden düşürmeyen üyelere sahipti. Bunların başında da önceki sayfalarda Newroz kutlamalarındaki neşesine değindiğimiz eski AIPAC direktörü Morris Amitay geliyordu. Uzun süre Kongre üyeliği yapan ve "Dış İlişkiler Komitesi üyesi olmak istiyorum, çünkü o zaman İsrail'e daha iyi destek verebilirim" sözünün sahibi olan Stephen Solarz da pi- yon Kürt devleti projesinin önemli destekçilerinden biri oldu her zaman.
Bunun yanısıra eski ABD Ankara Büyükelçisi, Carnegie Endowment Başkanı ve "Mossad ajanı" Morton Abramowitz; 1987-1989 arası B'nai B'rith başkanlığı yapmış Yahudi lobisinin etkili isimlerinden Morris Abram; CIA Ortadoğu analizcisi Ellen Laipson; Al Gore'un Senato'daki dış politika danışmanı Leon Fuerth; Pentagon Türk masasından B'nai B'rith üyeleri Harold Rhode ve Paul Goble; Ted Kennedy'nin dış politika danışmanı Nancy Soderberg; Savunma Bakanlığı sekreteri Fred Ikle gibi İsrail bağlantıları güçlü Amerikalı Yahudiler de hep piyon Kürt devleti projesinin önemli destekçileriydiler.
Bu üstte sayılan isimler arasında Abramowitz'in üzerinde durmakta yarar var. İsrail ve Mossad'la özel bir yakınlığı olan Abramowitz, Türkiye'ye büyükelçi atanmadan önce yollandığı bazı ülkelerden kovulmuştu. Mısır, Malezya ve Pakistan Abramowitz'in ülkelerine büyükelçi olarak gönderilmesine karşı çıkmışlardı. Her üç ülkenin Washington'a bildirdikleri gerekçe şuydu: "Sözkonusu kişi CIA ajanıdır. Görev yaptığı ülkelerin içişlerine müdahale etmeyi alışkanlık haline getirmiştir. İstemiyoruz!" Morton Abramowitz kriz ülkelerinin büyükelçisi olarak tanınıyordu. Abramowitz'in kriz çözme yöntemi ise, Tayland örneğinde olduğu gibi, darbe planlamaya kadar gidebiliyordu. Ankara'daki görevinden sonra Ortadoğu ile ilgili Carnegie Endowment'ın başına geçen Abramowitz, Ankara'ya da ABD Dışişleri Ba- kanlığı istihbarat ve Araştırma Müsteşar yardımcılığı görevini bırakarak gelmişti. Abramowitz burada CIA, FBI, SIA, DIA gibi ABD'nin haberalma örgütleri arasında koordinasyonu sağlıyordu. Abramowitz, aynı zamanda ABD'de 208 numaralı komitenin üyesiydi. Komite ABD'nin üçüncü dünya ülkelerindeki operasyonlarıyla yakından ilgileniyordu. Bu ülkelerde gizli ve açık ilişkiler kurup çalışmalar yürütüyordu.
Terör örgütünün taktik ateşkesi sırasında Kuzey Irak'ta bulunan Abramowitz, Kürt hareketinin önemli destekçilerindendi. Foreign Policy'nin 1993 yaz sayısında Türkiye'nin parçalanacağı gibi cüretkar bir iddia ortaya savurarak ve Kürt sorununun da kendi haline bırakılamayacağını belirterek ilginç mesajlar vermişti.
Abramowitz'in konuyla ilgili ilginç bir girişimi ise, ABD'deki Yahudi "Türk dostları"nın gerçek niyetleri konusunda önemli ipuçları vermişti. 1994 yılının Haziran ayında Washington'da Türkiye'yi de yakından ilgilendiren bir toplantı düzenlenmişti. Toplantıyı Abramowitz yönetecekti. İlginç olan toplantıya Türkiye'den bazı milletvekillerinin yanısıra, bölücü terör örgütünün de temsilcilerinin çağrılmış olmasıydı. Türk basınında "PKK ile aynı masada" gibi manşetlerle verilen haberlere göre, bu "tesadüfi" karşılaşmanın iki taraf arasındaki "müzakereler"in başlangıcı olması hedeflenmişti. Toplantı son anda iptal edildi ama bazı gerçekleri de gün ışığına çıkardı. ABD'nin niyeti, Mümtaz Soysal'ın da zaman zaman belirttiği gibi, "büyük ağabey" ve "uzlaştırıcı" rolü oynayarak Türkiye'nin bölünmesine çanak tutmaktı. Abramowitz gibi İsrailli beyinlerin yardımıyla gerçekleşecek "bölünme", İsrail'in Kürt Devleti hedefinin de gerçekleşmesi anlamına gelirdi kuşkusuz.
Kürt sorununu kışkırtma heveslisi Yahudiler yalnızca bu ünlü isimlerle sınırlı değildi. Al Gore'un dış politika ile ilgili Yahudi danışmanı Leon Fuerth de Washington çevrelerinde Kürt hareketine yakınlığı ile ünlenen bir kişiydi. Helsinki İzleme Komitesi'nin Türkiye'deki 1992 yılı Newroz olaylarını izlemesi için gönderdiği komitenin raportörü olan Amerikalı Yahudi David E. Nachman'ın "Kürt'ten çok Kürtçü" raporu, Andrei Saharov'un Yahudi eşi Yelena Bonner'in "Kürtlere yaptıklarından dolayı Ankara'nın bombalanması" talebi ve bir başka Yahudi Daniela Mitterand'ın uluslararası Yahudi lobisini de arkasına alarak, Kürt ayaklanmasına verdiği açık destek de anlamlı gelişmelerdi. Yelena Bonner'in Mazzini'den aktardığı "her ulusa bir devlet" ilkesi ise İsrail'in böl-yönet stratejisinin farklı bir anlatımıydı. Fransa'nın eski Ankara Büyükelçisi Yahudi Eric Rouleau'nun, Council on Foreign Relations'ın (CFR) yayın organı olan Foreign Affairs dergisinin yaz 1993 sayısında Kürt ayrılıkçılığına desteğini sunarken yaptığı kehanet de ilginçti doğrusu: "Bu gidişle Türkiye'nin eski Yugoslavya'nın bugün bulunduğu duruma düşmesi uzak bir olasılık değil..."
Kürt-Yahudi ilişkileriyle ilgili ilginç bir gelişme de, 1994 Nisanı'nda İsrail'de yaşandı. Kudüs'te bir "İsrail-Kürdistan Dostluk Derneği" kuruldu. ABD'de yayınlanan The Kurdistan Review adlı derginin verdiği habere göre, derneğin amacı, "İsrail kamuoyunda Kürt halkına ve onun verdiği kendi kaderini tayin etme (self- determinasyon) mücadelesine destek sağlamak"tı.
Ama nedense İsrail'in ve Yahudiler'in Kürt sorununu kışkırtmaya bu denli istekli olduğu gerçeği bir türlü gündeme getirilmiyordu. "Bir kısım medya" bu konuya değinmekten özenle kaçınıyordu. Oysa arada sırada öyle skandallar patlak veriyordu ki, gözardı etmek mümkün olmuyordu.
Bu skandallardan birisi, 24-26 Ocak 1994 tarihlerinde Başbakanlığa bağlı "Politik Psikolojik Merkez" tarafından organize edilen "Türkiye'de Terörizm Olgusunun Psikolojik Açıdan Değerlendirilmesi" konulu toplantıda yaşandı. Toplantıya ABD heyetinden Prof Dr. Norman Itzkewitz ve Prof Dr. Joseph Montvile adlı iki Yahudi akademisyen katılmıştı. Skandal, bu iki kişinin toplantı sırasında Türkiye'nin Güneydoğusu'nu "Kürdistan" olarak nitelendirmeleriyle patlak verdi. Ancak bir tek dönemin RP TBMM Grup Başkanvekili Şevket Kazan gerekli sağduyu göstererek konuyu gündeme getirdi. Kazan toplantıya katılan Amerikalılar'ın CIA ajanı olmakla birlikte iki tanesinin de Yahudi asıllı olduğuna dikkat çekiyordu. Kazan toplantının İsrail Cumhurbaşkanı'nın Türkiye'yi ziyareti ile aynı tarihte yapılmış olmasının bir rastlantı olmadığını bildiriyor ve "bu planlı bir düzenlemenin sonucudur. Amerikalı uzmanların dinleyiciler arasında yer alması gerekirken başkanlık divanında oturmaları Türk milleti ve Türk hükümeti açısından onur kırıcı- dır" diye konuşuyordu.
Gerçekten de iki Yahudi "uzman"ın Türkiye'nin Güneydoğusu'nu "Kürdistan" olarak nitelediği anda İsrail Cumhurbaşkanı Ezer Weizmann'ın Güneydoğu'yu geziyor olması ilginçti. Ayrıca bu iki "eşanlı" olayın yanına bir üçüncü garip olay daha katıldı. Weizmann'ın Ankara'da kaldığı Sheraton otelinde dört Yahudi ilginç bir biçimde biraraya geldi. İsimleri tanıdıktı: Morton Abramowitz, "Karanlıklar Prensi" Richard Perle, İslami fundamentalizm masallarından tanıdığımız Bernard Lewis ve B'nai B'rith'in önemli ismi, Pentagon'un eski Türk masası şefi Harold Rhode. Türkiye'de bir stratejik araştırmalar kurumunun think-tank oluşturulmasına yardımcı olan bu dört isim daha sonra da Kuzey Irak'a geçti. "Önemli temaslar" yapmak için.
Kürt sorununu kaşıyan bir başka önemli isim ise, sözde sorunu çözmek için ülkemize gönderilen Amerika'nın BM Daimi Temsilcisi Morris Abram'dı. "Çözüm"ü, çok açık ifade etmese de, "self-determinasyon"da gören Abram'ın önemli bir özelliği de yine İsrail bağlantılı bir Yahudi oluşuydu. 1987-89 yıllarında uluslararası Yahudi örgütü B'nai B'rith'in başkanlığını yürüten Abram, aynı zamanda da ABD yönetiminde büyük etki sahibi olan Council on Foreign Relations'ın üyesiydi. 16
CIA'nın Ortadoğu Masası'nın Kürt sorunu için görevlendirdiği kişi ise Ellen Laipson'dı. Ve Laipson da konuyla ilgilenen diğer ünlü isimlerin taşıdığı özelliklere sahipti. Ufuk Güldemir, 1992'deki bir yazısında Laipson'ı şöyle tanıtıyordu:
Adı: Ellen Laipson. Görevi: CIA'nın bir numaralı Ortadoğu analizcisi. Misyonu: Kürt sorunu. Laipson uzun yıllar Kongre Araştırma Servisi'nin Dış Politika ve Ulusal Güvenlik bölümlerinde çalıştı. Kongreden ayrıldıktan sonra CIA'nın "Ulusal İstihbarat Görevlisi" oldu. Laipson Ulusal İstihbarat Konseyi'nin Ortadoğu ve Güney Asya bölümünün başına getirildi. ABD'nin bu bölgelerde ne tavır alması gerektiğini Başkan'a öneren raporları Laipson yazıyor. CIA'nın ülke ajanlarından gelen bilgileri, ABD Dışişleri Bakanlığı telgraflarını süzgecinden geçirdikten sonra örneğin "Irak bölünmeli mi bölünmemeli mi" ya da "Irak'ta bir Kürt devleti kurulması Amerika'nın çıkarlarına mı değil mi" gibi sorulara yanıt arıyor. Laipson'ın titri, "Ulusal istihbarat Görevlisi". CIA'da bu titri taşıyanların sayısı hayli az. Laipson'dan önce bu koltukta oturan kişi Graham Fuller idi. Laipson şimdi gizli bir görevle Türkiye'ye geliyor ve Irak'a da geçecek. Misyonu, Kürt sorunu. Laipson, bir Musevi olarak gözlemleri elbette kendi etnik süzgecinden de geçecektir. 17
İşte zaten Kürt sorununu kaşıyan ünlü isimlerin önemli bölümü bu "etnik süzgecin" etkisiyle Kürt Devleti destekçileri haline geliyorlardı. Kuşkusuz bu etnik süzgeç hiç bir zaman açıkça ortaya konmuyor, yapılan yorumlar hep "ABD'nin ulusal çıkarları" çerçevesinde ifade ediliyordu. Oysa Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti'nin kurulması—ya da Martin Indyk'in ifadesiyle "Irak'ın toprak bütünlüğünün sorgulanması—ABD'nin değil, asıl olarak İsrail'in çıkarlarına uyuyordu. Yahudi Devleti, Amerika'nın Ortadoğu politikasını ipotek altına almanın verdiği güçle kendi Ortadoğu düzenlemesini yürütüyordu.
Washington'da çekilen Newroz halaylarının anlamı buydu.
12 Ekim 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder