

Filistin 1930'lu ve 40'li yilllarda Haganah, Irgun ve Stern gibi Siyonist terör örgütlerinin eylemlerine sahne oldu. Solda; bir Haganah komandosu. Sagda; Stern örgütü tarafindan havaya uçurulan King David Oteli.
1931 yılının Ağustos ayıydı.
Reuven Şiloah, kendisine Dünya Siyonist Örgütü'nün ikinci adamı David Ben- Gurion tarafından verilen göreve çıkmak için eşyalarını toplamıştı. Zor bir yolculuğa çıkıyordu ve yirmi ikinci yaşgününü henüz kutlamamış genç bir adam olarak belki de taşıyabileceğinden ağır bir yükün altına girmişti. Bir okul öğretmeni görüntüsü altında sürdüreceği görev, gerçekte bir istihbarat misyonuydu çünkü.
Şiloah, Aralık 1909'da—Filistin'in hala Osmanlı idaresinde olduğu sıralarda— Kudüs'ün Ortodoks Yahudi mahallelerinden birinde Reuven Zaslanski adıyla dünyaya gelmişti. Bir haham olan babası Yitzhak Zaslanski, oğlunu iyi bir dini eğitimden geçirmişti. Okuldaki hocaları ise Reuven'in kıvrak zekasını ve ilginç yeteneklerini hemen farketmişlerdi.
Reuven Şiloah, kendisine Dünya Siyonist Örgütü'nün ikinci adamı David Ben- Gurion tarafından verilen göreve çıkmak için eşyalarını toplamıştı. Zor bir yolculuğa çıkıyordu ve yirmi ikinci yaşgününü henüz kutlamamış genç bir adam olarak belki de taşıyabileceğinden ağır bir yükün altına girmişti. Bir okul öğretmeni görüntüsü altında sürdüreceği görev, gerçekte bir istihbarat misyonuydu çünkü.
Şiloah, Aralık 1909'da—Filistin'in hala Osmanlı idaresinde olduğu sıralarda— Kudüs'ün Ortodoks Yahudi mahallelerinden birinde Reuven Zaslanski adıyla dünyaya gelmişti. Bir haham olan babası Yitzhak Zaslanski, oğlunu iyi bir dini eğitimden geçirmişti. Okuldaki hocaları ise Reuven'in kıvrak zekasını ve ilginç yeteneklerini hemen farketmişlerdi.
Reuven'in Siyonist hareket adına çalışmaya başlaması ise, Haganah'a girmesiyle olmuştu. Haganah, henüz İsrail devleti kurulmamışken, Dünya Siyonist Örgütü'nün Filistin'deki Yahudi cemaatini ("Yishuv") korumak ve diasporadan gelen göçmenleri kollamak için kurduğu milis gücüydü. Reuven kısa sürede Haganah içinde sivrildi ve Ben-Gurion'un dikkatini çekti. Ben-Gurion, onu istihbarat görevine atadı. İbranice'de "görevli" anlamına gelen shaliah kelimesinden türeyen "Şiloah" ismini bu dönemde kod adı olarak kullandı ve daha sonra da "Şiloah" onun soyadı haline geldi.
Gurion, Reuven'e ilk büyük görevini 1931 yılında verdi. Görev, başta sözünü ettiğimiz geziydi; Reuven'den istenen şey yakında kurulması hedeflenen Yahudi Devleti için Ortadoğu'nun siyasi ve demografik yapısıyla ilgili istihbarat toplamaktı. Yahudiler, özellikle de Siyonist hareketi yöneten elit Yahudiler, Ortadoğu'ya yabancıydılar ve bu coğrafya içindeki müstakbel dostlarını ve düşmanlarını şimdiden belirlemek istiyorlardı. Reuven, "Yahudi devletinin potansiyel düşmanlarını tanımlamak, onlar hakkında kapsamlı bilgi ve istihbarat elde etmek ve muhtemel müttefikler aramak" amacıyla yolculuğa çıkıyordu. 1
İlk misyonu, Ağustos 1931'dekiydi; Dünya Siyonist Örgütü'ne bağlı olan Yahudi Ajansı (Jewish Agency) onu Arap dünyasının derinliklerine, Irak'ın başkenti Bağdat'a gönderiyordu. Önceden ayarlanmış olan öğretmenlik görüntüsünün yanında, bir de gazetecilik gibi ideal bir kılıf buldu kendine ve tüm ülkeyi dolaşmaya başladı. Üç yıl boyunca Irak'ı gezdi ve hem çok değerli istihbarat bilgileri topladı, hem de daha sonra kullanılabilecek istihbarat bağlantıları kurdu.
Reuven'in Irak misyonu sırasında edindiği izlenimlerin en önemlisi ise, ülkenin kuzeyindeki dağlık bölgede gördüğü insanlardı. Bu bölge, Kürtlerin yaşadığı bölgeydi ve Reuven, bu insanlarla çok yakın ilişkiler kurmuştu. Dahası, Kürtler'in bir Arap ülkesinde yaşayan Arap olmayan bir azınlık olarak, Araplar'la mücadele edeceği aşikar olan müstakbel Yahudi Devleti için mükemmel bir müttefik olabilecekleri sonucuna varmıştı.
İsrailli gazeteciler Dan Raviv ve Yossi Melman'a göre, İsrail'in 1950'lerin sonunda uygulamaya başlayacağı—ve Araplar'ı Arap-olmayan unsurlarla çevrelemeyi öngören—çevre stratejisinin çekirdeği, 1930'ların başında Reuven Şiloah'ın kafasında oluşan bu "çevresel felsefe"ydi. 2
Reuven Şiloah 1934 yılında Irak misyonunu tamamladı ve Kudüs'e döndü. Haganah, Filistin'deki Yahudi toplumunun uzun vadeli çıkarlarını korumak amacıyla bir istihbarat birimi kurma görevi verdi ona. Bu işi Saul Meyeroff (sonradan Saul Avigur) ile birlikte üstlendi ve Mossad'ın öncüsü sayılan Shai adlı örgütü oluşturdu. İsrail Devleti'nin kurulmasının ardından da Mossad'ın ilk şefi oldu. İsrailli yazar Hagai Eshed'in One-Man Mossad: Reuven Shiloah, Father of Israeli Intelligence (Tek Adamlık Mossad: İsrail İstihbaratının Babası) adlı uzun makalesinde belirttiği gibi, Şiloah, İsrail'in ilk 10 yılı boyunca istihbarat servisinin yapılanmasında olduğu kadar, dış politikanın oluşumunda da büyük pay sahibiydi. 3
Reuven Şiloah, 1930'lu ve 40'lı yıllarda yaptığı Ortadoğu gezileri sırasında edindiği istihbarat birikimini Mossad'ın liderliğini üstlendiğinde yoğun biçimde kullanmaya başladı. Arap dünyasını iyi tanıyordu ve Yahudi Devleti'nin hayatta kalmak için bu dünyayı nasıl düzenlemesi gerektiğini de biliyordu. İyi bildiği işleri başında da, düşman gibi gözüken komşu ülkelerle gizli ilişkiler kurmak geliyordu.
Şiloah'ın gizli ilişkiler kurduğu liderlerin başında Ürdün—o zamanlar "Transjordan"—kralı Abdullah geliyordu. Kral Abdullah, Şiloah'ın kurduğu temaslar sonucunda Filistin topraklarının paylaşımı konusunda İsrail ile gizli bir anlaşmaya varmıştı. 1948 savaşında bu anlaşma hayata geçirildi; İsrail birlikleri BM tarafından Yahudi Devleti'ne ayrılan toprakların daha da fazlasını işgal ettiler, ülkenin doğusundaki geriye kalan kısım, yani sonraki adıyla "Batı Şeria" ise Kral Abdullah tarafından ele geçirildi. İki taraf arasındaki bu gizli işbirliği sayesinde, bir "Filistin Devleti" henüz doğmadan yok edilmiş oluyordu. Abdullah, 1951 yılında bir suikaste kurban gidene dek Yahudi Devleti'nin gizli bir müttefiki olmayı sürdürdü; bunda, İsrail'den aldığı onbinlerce dolarlık rüşvetin de büyük rolü vardı. 4
Şiloah'ın bağlantı kurduğu bir diğer Arap lideri, Suriye'de Mart 1949'da askeri bir darbe ile iktidarı ele geçiren Albay Hüsnü Zaim'di. İsrail'e dikkat çekici derecede sıcak bir yaklaşım sergileyen Zaim'in bu barışseverliğinin ardında Yahudi Devleti'nden aldığı rüşvetlerin yattığı yıllar sonra ortaya çıktı. 5
Ancak Şiloah, İsrail'in Arap liderlerle kurduğu bu tür gizli ilişkilerin Orta- doğu'daki temel politik ve stratejik gerçekleri değiştiremeyeceğinin farkındaydı. Araplar, İsrail'e düşman olmaya ve onunla içinde bulundukları "savaş hali"ni korumaya devam edeceklerdi. Nitekim, Arap toplumlarında yerleşik olan güçlü anti- Siyonist eğilim, Yahudi Devleti'ne karşı tavizkar davranan monarşileri 1950'lerde başlayan radikalizm dalgasıyla birlikte birer birer yıkmaya başladı.
Şiloah, işte bu nedenle Arap liderlerle rüşvet ilişkileri kurmaktan daha kalıcı bir bölgesel düzenlemeye ihtiyaç olduğu sonucuna vardı. Ortadoğu'nun demografik ve siyasi yapısıyla ilgili birikimi, ona bu yönde yol da gösteriyordu: Araplar'ın çevresinde ve içinde çok sayıda Arap-olmayan element vardı ve Yahudi Devleti, bunlarla ittifak yapabilirdi. Şiloah'ın kafasında oluşan ve Ben-Gurion tarafından da benimsenen bu strateji, önceki bölümde incelediğimiz çevre stratejisiydi ve 50'li yılların sonlarında uygulamaya kondu.
Şiloah, çevre stratejisinin bir parçası olan Arap ülkelerindeki azınlıklarla ilişki kurma projesine el attığında ise, ilk olarak, 1930'ların başında Kuzey Irak dağlarında tanıştığı insanları hatırladı.
Gurion, Reuven'e ilk büyük görevini 1931 yılında verdi. Görev, başta sözünü ettiğimiz geziydi; Reuven'den istenen şey yakında kurulması hedeflenen Yahudi Devleti için Ortadoğu'nun siyasi ve demografik yapısıyla ilgili istihbarat toplamaktı. Yahudiler, özellikle de Siyonist hareketi yöneten elit Yahudiler, Ortadoğu'ya yabancıydılar ve bu coğrafya içindeki müstakbel dostlarını ve düşmanlarını şimdiden belirlemek istiyorlardı. Reuven, "Yahudi devletinin potansiyel düşmanlarını tanımlamak, onlar hakkında kapsamlı bilgi ve istihbarat elde etmek ve muhtemel müttefikler aramak" amacıyla yolculuğa çıkıyordu. 1
İlk misyonu, Ağustos 1931'dekiydi; Dünya Siyonist Örgütü'ne bağlı olan Yahudi Ajansı (Jewish Agency) onu Arap dünyasının derinliklerine, Irak'ın başkenti Bağdat'a gönderiyordu. Önceden ayarlanmış olan öğretmenlik görüntüsünün yanında, bir de gazetecilik gibi ideal bir kılıf buldu kendine ve tüm ülkeyi dolaşmaya başladı. Üç yıl boyunca Irak'ı gezdi ve hem çok değerli istihbarat bilgileri topladı, hem de daha sonra kullanılabilecek istihbarat bağlantıları kurdu.
Reuven'in Irak misyonu sırasında edindiği izlenimlerin en önemlisi ise, ülkenin kuzeyindeki dağlık bölgede gördüğü insanlardı. Bu bölge, Kürtlerin yaşadığı bölgeydi ve Reuven, bu insanlarla çok yakın ilişkiler kurmuştu. Dahası, Kürtler'in bir Arap ülkesinde yaşayan Arap olmayan bir azınlık olarak, Araplar'la mücadele edeceği aşikar olan müstakbel Yahudi Devleti için mükemmel bir müttefik olabilecekleri sonucuna varmıştı.
İsrailli gazeteciler Dan Raviv ve Yossi Melman'a göre, İsrail'in 1950'lerin sonunda uygulamaya başlayacağı—ve Araplar'ı Arap-olmayan unsurlarla çevrelemeyi öngören—çevre stratejisinin çekirdeği, 1930'ların başında Reuven Şiloah'ın kafasında oluşan bu "çevresel felsefe"ydi. 2
Reuven Şiloah 1934 yılında Irak misyonunu tamamladı ve Kudüs'e döndü. Haganah, Filistin'deki Yahudi toplumunun uzun vadeli çıkarlarını korumak amacıyla bir istihbarat birimi kurma görevi verdi ona. Bu işi Saul Meyeroff (sonradan Saul Avigur) ile birlikte üstlendi ve Mossad'ın öncüsü sayılan Shai adlı örgütü oluşturdu. İsrail Devleti'nin kurulmasının ardından da Mossad'ın ilk şefi oldu. İsrailli yazar Hagai Eshed'in One-Man Mossad: Reuven Shiloah, Father of Israeli Intelligence (Tek Adamlık Mossad: İsrail İstihbaratının Babası) adlı uzun makalesinde belirttiği gibi, Şiloah, İsrail'in ilk 10 yılı boyunca istihbarat servisinin yapılanmasında olduğu kadar, dış politikanın oluşumunda da büyük pay sahibiydi. 3
Reuven Şiloah, 1930'lu ve 40'lı yıllarda yaptığı Ortadoğu gezileri sırasında edindiği istihbarat birikimini Mossad'ın liderliğini üstlendiğinde yoğun biçimde kullanmaya başladı. Arap dünyasını iyi tanıyordu ve Yahudi Devleti'nin hayatta kalmak için bu dünyayı nasıl düzenlemesi gerektiğini de biliyordu. İyi bildiği işleri başında da, düşman gibi gözüken komşu ülkelerle gizli ilişkiler kurmak geliyordu.
Şiloah'ın gizli ilişkiler kurduğu liderlerin başında Ürdün—o zamanlar "Transjordan"—kralı Abdullah geliyordu. Kral Abdullah, Şiloah'ın kurduğu temaslar sonucunda Filistin topraklarının paylaşımı konusunda İsrail ile gizli bir anlaşmaya varmıştı. 1948 savaşında bu anlaşma hayata geçirildi; İsrail birlikleri BM tarafından Yahudi Devleti'ne ayrılan toprakların daha da fazlasını işgal ettiler, ülkenin doğusundaki geriye kalan kısım, yani sonraki adıyla "Batı Şeria" ise Kral Abdullah tarafından ele geçirildi. İki taraf arasındaki bu gizli işbirliği sayesinde, bir "Filistin Devleti" henüz doğmadan yok edilmiş oluyordu. Abdullah, 1951 yılında bir suikaste kurban gidene dek Yahudi Devleti'nin gizli bir müttefiki olmayı sürdürdü; bunda, İsrail'den aldığı onbinlerce dolarlık rüşvetin de büyük rolü vardı. 4
Şiloah'ın bağlantı kurduğu bir diğer Arap lideri, Suriye'de Mart 1949'da askeri bir darbe ile iktidarı ele geçiren Albay Hüsnü Zaim'di. İsrail'e dikkat çekici derecede sıcak bir yaklaşım sergileyen Zaim'in bu barışseverliğinin ardında Yahudi Devleti'nden aldığı rüşvetlerin yattığı yıllar sonra ortaya çıktı. 5
Ancak Şiloah, İsrail'in Arap liderlerle kurduğu bu tür gizli ilişkilerin Orta- doğu'daki temel politik ve stratejik gerçekleri değiştiremeyeceğinin farkındaydı. Araplar, İsrail'e düşman olmaya ve onunla içinde bulundukları "savaş hali"ni korumaya devam edeceklerdi. Nitekim, Arap toplumlarında yerleşik olan güçlü anti- Siyonist eğilim, Yahudi Devleti'ne karşı tavizkar davranan monarşileri 1950'lerde başlayan radikalizm dalgasıyla birlikte birer birer yıkmaya başladı.
Şiloah, işte bu nedenle Arap liderlerle rüşvet ilişkileri kurmaktan daha kalıcı bir bölgesel düzenlemeye ihtiyaç olduğu sonucuna vardı. Ortadoğu'nun demografik ve siyasi yapısıyla ilgili birikimi, ona bu yönde yol da gösteriyordu: Araplar'ın çevresinde ve içinde çok sayıda Arap-olmayan element vardı ve Yahudi Devleti, bunlarla ittifak yapabilirdi. Şiloah'ın kafasında oluşan ve Ben-Gurion tarafından da benimsenen bu strateji, önceki bölümde incelediğimiz çevre stratejisiydi ve 50'li yılların sonlarında uygulamaya kondu.
Şiloah, çevre stratejisinin bir parçası olan Arap ülkelerindeki azınlıklarla ilişki kurma projesine el attığında ise, ilk olarak, 1930'ların başında Kuzey Irak dağlarında tanıştığı insanları hatırladı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder