Israel Shahak, "Yahudi ideolojisinin İsrail Devletine empoze ettiği temel düşüncelerden biri, 'Vaadedilmiş Topraklar' kavramıdır" dedikten sonra bu kavramı şöyle açıklar: "Yahudi ideolojisi, Tanrı tarafından İsrailoğullarına Kutsal Kitap'ta vaadedilen ve tarihte bir zamanlar da Yahudi bir Kral tarafından yönetilmiş olan toprakların, bugün de İsrail Devleti'ne ait olması gerektiğini öngörür; çünkü İsrail bir 'Yahudi Devleti'dir". 39
"Tanrı tarafından Yahudiler'e vaadedilen topraklar" ise, Eski Ahit'e göre "Nil'den Fırat'a" uzanan ünlü coğrafyayı kapsamaktadır. Tevrat'ın Tekvin kitabının 15. Bab'ında şöyle yazar:
O günde Rab, Abraham'la ahdedip dedi: Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar bu diyarı, Kenileri ve Kenizzileri ve Kadmonileri ve Hittileri ve Perizzileri ve Refaları ve Amorileri ve Kenanlıları ve Girgaşileri ve Yebusileri senin zürriyetine (soyuna) verdim.
Tesniye kitabının 12. Bap, 25. ayetinde ise aynı "kutsal sınırlar" şöyle çizilir:
O zaman Rab bütün milletleri önünüzden kovacak ve sizden büyük ve kuvvetli milletlerin mülkünü alacaksınız. Ayak tabanınızın basacağı her yer sizin olacak, sınırınız çölden ve Lübnandan, ırmaktan, Fırat ırmağından garp denizine kadar olacaktır. Önünüzde kimse duramayacak, Allahınız Rab size söylediği gibi, dehşetinizi ve korkunuzu ayak basacağınız bütün diyar üzerine koyacaktır.
Tevrat ayetleri tarafından tarif edilen bu sınırların, günümüzde hangi devletlerin topraklarına dahil olduğuna baktığımızda ise oldukça ilginç gerçeklerle karşılaşırız. Yahudi dini otoriteleri, sözkonusu toprakların tam tarifi konusunda farklı fikirler öne sürmüşlerdir, ancak en geniş kapsamlı ve en çok kabul gören haritanın hangi bölgeleri kapsadığı Israel Shahak tarafından şöyle açıklanır:
İsrail Toprakları'nın Tevratsal sınırlarını gösteren farklı haritalar içinde en büyük sınırlara sahip olan versiyon, şu bölgeleri içine alır: Güneyde tüm Sina yarımadası ve buna ek olarak Kuzey Mısır'ın Kahire'ye kadar uzanan bir parçası; doğuda, Ürdün'ün tamamı ve Suudi Arabistan'ın kuzey bölgesi; Kuveyt'in tümü ve Irak'ın çok büyük bir bölümü; kuzeyde Lübnan'ın ve Suriye'nin tamamı ve buna ek olarak Türkiye'nin Van Gölü'ne kadar uzanan büyük bir parçası; ve batıda Kıbrıs. Bu sınırlar hakkında yapılmış çok geniş kapsamlı araştırmalar, devlet desteğiyle, atlaslara, kitaplara ve makalelere dökülmekte ve okullarda bu sınırların propagandası yapılmaktadır. Başta Gush Emunim olmak üzere kimi etkili dini gruplar, sözkonusu coğrafyanın İsrail tarafından fethedilmesini istemekle kalmamakta, bu fethin ilahi bir emir olduğuna inanmaktadırlar. 40
Shahak'a göre, İsrail'de "Tevratsal Sınırlar" (Biblical Borders) denildiğinde anlaşılan harita Türkiye'nin Güneydoğu'sunu ve Kıbrıs'ı da içeren sözkonusu coğrafyadır. (Biraz daha "sınırlı" olan bir ikinci versiyona ise "Tarihsel Sınırlar" adı verilir.) En önemlisi, "dinci ve milliyetçi çevrelerde çok popüler olan" bu "Tevratsal Sınırlar" hakkında, "ne İsrail'de ne de onun diasporadaki destekçileri arasında bu kavramın geçerliliğine yönelik hiç bir itirazın var olmayışı"dır. "Tevratsal Sınırlar"a prensip olarak karşı çıkanlar, Shahak'ın bildirdiğine göre, İsrail'in bir "Yahudi Devleti" olmasına karşı çıkan küçük bir azınlıktan ibarettir. Bunların dışında, "Tevratsal Sınırlar"ı savunanlara yapılan yegane eleştiri, "İsrail'in henüz bu sınırlara ulaşacak kadar güçlü olmadığı" yönündedir.41 En "güvercin" kanat ise, bu sınırların fethedilmesinin ilerki bir tarihe bırakılması gerektiğini, bir gün "barışçı bir fetih" ile bu toprakların ele geçirileceğini, Araplar'ın ise bu toprakları vermeye "ikna edileceği"ni öne sürmektedir.
Ariel Şaron, Mayıs 1993'te yapılan Likud Kongresi'nde, İsrail'in "Tevratsal Sınırlar"ı resmi politika olarak benimsemesini önermiştir. Bu teklife karşı ne Likud'un içinden ne de diğer partilerden ciddi bir tepki gelmemiştir, gelen tepkiler ise yine "ilkesel" boyutta değil, "pragmatik" boyuttadır. Şaron'u eleştirenler, İsrail'in bu coğrafyayı ele geçirecek ve elinde tutacak güce henüz sahip olmadığı argümanına dayanmışlardır. 42
Buna karşın, başta da belirttiğimiz gibi, "Tevratsal Sınırlar"a ilkesel olarak karşı çıkanlar, İsrail'in bir "Yahudi Devleti" olmaktan vazgeçmesi, Doğu Kudüs dahil işgal edilen topraklardan çekilmesi ve burada bir "Filistin Devleti"nin kurulması gerektiğine inanan ve küçük bir azınlıktan ibaret olan gerçek barış yanlılarıdır yalnızca. Çoğunluk, "Tevratsal Sınırlar"ı ilkesel olarak kabul etmektedir. Çünkü bu çoğunluk "Yahudi ideolojisine" bağlıdır ve o "ideoloji"nin bu konudaki hükümleri gayet açıktır. İsrail'deki dinci çevrelerce yazılıp okullara dağıtılan bir prensipler bildirgesinde şöyle denmektedir:
Biz burada en uygun yayılma yönteminden söz ediyoruz... Politik açıdan, (Ku- zey'de) ulaşmamız gereken sınır Fırat ve Dicle nehirleridir. Bu Halakha'da (Yahudi şeriatında) yazılıdır. Dolayısıyla bu konuda herhangi bir anlaşmazlık olamaz. Tartışılabilecek tek konu, bunun nasıl hayata geçirileceğidir. Ancak dediğimiz gibi, İsrail topraklarının sınırları bellidir, bu konuda tartışılacak hiç bir şey yoktur, hükümler açıktır. 43
Yahudiler için yalnızca dini değil, aynı zamanda ulusal kimliği de belirleyen bir kitap olan Tevrat'ın belirlediği bu sınırların, yüzyıl başından beri Siyonist liderler tarafından vurgulanmış olmasının anlamı böylece daha iyi anlaşılmaktadır. Siyasi Siyonizm'in kurucusu olan Theodor Herzl, 1897 yılında Basel'deki Siyonist Kongre'nin açılışında "kuzey sınırlarımız Kapadokya'daki dağlara kadar dayanır, güneyde de Süveyş Kanalı'na (Nil nehri). Sloganımız, David ve Solomon'un Filistini olacaktır" derken aynı sınırları kastetmiştir. David Ben–Gurion da 1948 yılında İsrail devletinin kuruluşunu ilan ettiği ünlü konuşmasında aynı haritayı çizer: "Filistin'in bugünkü haritası İngiliz manda yönetimi tarafından çizilmiştir. Yahudi halkının, gençlerimizin ve yetişkinlerimizin yerine getirmeleri gereken bir başka harita daha var; Nil'den Fırat'a kadar."
"Yahudi ideolojisi"nin Yahudi Devleti'ne çizdiği bu harita, takdir edilir ki, çok büyük coğrafyayı kapsamaktadır ve yerine getirilmesi de son derece zor bir hedeftir. Sahip olduğu Yahudi nüfusu hala 5 milyonu bulmayan İsrail'in bu denli dev bir bölgede hegemonya elde etmesi, görünür bir gelecekte mümkün dahi sayılamaz. Ancak gözüken odur ki, İsrail, bu haritayı nihai hedef olarak benimsemekten yine de vazgeçmemektedir.
Bu emperyal vizyon, daimi bir Hıttin Korkusu içinde yaşayan bir ülke için son derece lüks sayılabilir elbette. Yahudi Devleti, Nil'den Fırat'a uzanan dev coğrafya şöyle dursun, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ni bile kontrol altında tutmakta zorlanmış ve bu yüzden FKÖ ile barış masasına oturmuştur. Bu noktadan bakıldığında, kendi varlığını sürdürebilmenin endişesi içinde olan küçük bir devletin, tüm Ortadoğu'yu kapsayacak bir hegemonyanın peşinde koşması tamamen irrasyonel gözükmektedir.
Ama ne ilginç, Yahudi Devleti tam da bu irrasyonel pozisyondadır. Çünkü, yanyana konduğunda tam bir zıtlık arz eden Hıttin Korkusu ile "Nil'den Fırat'a" uzanan emperyal vizyonu birleştirerek ortaya paradoksal bir sentez çıkarmaktadır.
Sentez şudur: Yahudi Devleti, Hıttin Korkusu'nu aşmak için, "Yahudi ideolojisi" tarafından kendisine gösterilen emperyal vizyona sadık kalmalıdır. Bir başka deyişle, eğer yok edilme korkusunu aşmak ve Ortadoğu'yu güvenli bir yer haline getirmek istiyorsa, bunu Nil'den Fırat'a uzanan coğrafya üzerinde hegemonya kurarak gerçekleştirmelidir. En iyi savunmanın saldırı olduğu şeklindeki kadim kurala uygun olarak şekillenen bu sentez, Ortadoğu'nun Yahudi Devleti için bir "hayat sahası" haline getirilmesini öngörmekte ve bunun da İsrail'in bekasının tek yolu olduğunu savunmaktadır.
Sentezin en somut sonucu ise, Nil'den Fırat'a uzanan dev coğrafyayı kapsayan bir "beka stratejisi"dir.
12 Ekim 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder