Israilli politikaci Ariel Saron, Suudi isadami Adnan Kasikçi ve Sudan lideri Cafer Numeyri, 13 Mayis 1982'de Kenya'da düzenlenen gizli toplantida (üstte) ortak bir hedef için strateji belirlemislerdi: Iran'daki rejimi devirmek ve Sah günlerine geri dönmek.80'lerin ilk çeyreğinde, İsrail'de Ariel Şaron'un büyük bir karizması ve gücü vardı. Savunma Bakanlığı koltuğuna oturan bu eski general, radikal olduğu kadar "vizyon sahibi" bir dış politika anlayışını temsil ediyordu. Dünya, Şaron'un radikalliğini ve "vizyonunu" 1982 yazındaki Lübnan işgali sırasında tanıdı ve bu yüzden ona "Lübnan kasabı" lakabını taktı. Ancak Şaron'un "vizyonu", Lübnan'ın daha da ötesine, İran'a kadar uzanıyordu.
Şaron, etrafında oluşturduğu ilginç bir ekiple farklı dış politika kanalları arıyordu. Bu ekibin en önemli iki ismi ise, eski Mossad ajanı Yakov Nimrodi ile İsrail Uçak Endüstrisi adlı yarı-resmi silah şirketinin (IAI-Israel Aircraft Industries) eski şefi Adolph (Al) Schwimmer'di. Resmi görevlerinin ardından iş hayatına giren ve ortak çalışan bu iki İsrailli de oldukça zenginleşmişlerdi. Ticari ilişkileri, sık sık Arap iş adamları ve politikacıları ile bağlantı kurmalarını sağlıyordu. Bağlantıya geçtikleri en önemli Arap ise, ünlü Suudi iş adamı Adnan Kaşıkçı oldu.
Kaşıkçı ile Nimrodi-Schwimmmer ikilisi arasındaki bağlantı, bir süre sonra ticaretin yanında istihbarat ilişkisi de içermeye başladı. Kaşıkçı, ilk önce Nimrodi'ye oldukça gizli ve önemli bir politik dokümanı aktardı. Doküman, Suudi Prensi Fahd tarafından geliştirilen ve bir süre sonra İsrail'e iletilmesi düşünülen bir teklifi içeriyordu. "Fahd Planı" olarak da anılan dokümanda, ilk olarak, Suudi Arabistan'ın İsrail'i resmi olarak tanıması teklifi yer alıyordu. Buna karşılık Suudilerin istediği tek şey, Doğu Kudüs'teki İslam mabedlerinde Suudi Arabistan bayrağının dalgalamasıydı. Bu, Mekke ve Medine'den sonra, İslam'ın üçüncü kutsal mabedinin de Suudi himayesi altında olduğu anlamına gelecekti. Başbakan Begin, İsrail'in Kudüs'teki egemenliğine gölge düşüreceği gerekçesiyle bu teklife tepki gösterdi ve plandan bir sonuç çıkmadı. Ancak belki daha önemli bir sonuç vardı; Kaşıkçı, Suudi yönetimi ile Yahudi Devleti arasında bağlantı sağlayan bir adam haline gelmişti. "Fahd Planı"nı, Suudilerin gündeme getirmesinden daha önce gizlice İsrail'e aktarmış olması ise, onu İsrailliler'in gözünde daha bir güvenilir kılmıştı. 46
Nitekim kısa bir süre sonra Şaron'un ekibiyle Kaşıkçı arasındaki bağlantı daha önemli bir ürün verdi. Kaşıkçı, Fas'ta sürgünde yaşayan Şah yanlısı İranlı generallerle İsrailliler arasında aracılık yaptı. Kaşıkçı'nın lüks DC-8 uçağı ile Avrupa'dan Fas'a uçan Nimrodi ve Schwimmer, orada hem Şah yanlısı generallerle hem de Şah'ın en son oğlu genç Prens Rıza Pehlevi ile görüştüler. (Baba Rıza Pehlevi, 27 Temmuz 1980 günü Kahire'de kanserden ölmüştü.) "Bebek Şah" olarak da anılan genç Pehlevi, yanındaki generallerle birlikte İran'da silahlı bir karşı-devrim gerçekleştirmeyi ve Humeyni rejimini yıkıp yeniden eski günlere dönmeyi planlıyordu. Ancak bu proje için desteğe ihtiyaçları vardı ve İsrailli misafirlerinden de bunu istiyorlardı. 47
Nimrodi ve Schwimmer vakit kaybetmeden İsrail'e döndüler ve tüm projeyi Şaron'a anlattılar. Şaron ve yardımcıları, İran'da karşı-devrim fikrine büyük bir sempatiyle yaklaştılar. Kaşıkçı ile yapılan bir seri deniz aşırı telefon görüşmesinin ardından, Afrika'nın gözlerden ırak bir köşesinde konuyla ilgili bir toplantı yapılmasına karar verildi.
13 Mayıs 1982 günü yapılan gizli toplantı için, yer olarak Adnan Kaşıkçı'nın Kenya'daki safari köşkü seçilmişti. Ev sahibinin dışında, altı İsrailli ve iki Sudanlı vardı. İsrailli grup; Ariel Şaron, Yakov Nimrodi ve Al Schwimmer'in yanında, Dışişleri Bakan yardımcısı ve eski Mossad görevlisi David Kimche ile General Avraham Tamir'i de içeriyordu. Sudan'dan gelen iki kişi ise, Devlet Başkanı Cafer Numeyri ve istihbarat şefi Ebu Tayyib'di. 48
Toplantıda ele alınan konuların başında, Sudan'ın "özel projeler"de kullanılmak üzere dev bir "silah deposu" haline dönüştürülmesi geliyordu. Her üç ülkenin de — Suudi Arabistan, Sudan ve İsrail— bölgede ortak bazı hedefleri vardı ve her üçü de bazı silahlı grupları ve iç savaşları destekleme konusunda hemfikirdiler. Proje, yalnızca tüfek, top ya da benzeri hafif silahları değil, tank, uçak ve füze gibi dev ölüm makinalarını da içeriyordu. Kaşıkçı, bu "silah deposu" projesi için Kral Fahd'ın 800 milyon, hatta gerekirse 1 milyar dolar ayırabileceğini gururla açıklamıştı. İsrailliler'e, özellikle bu parayla satın alınacak silahların temin edilmesinde iş düşecekti. (Şaron'un aklına hemen FKÖ'den ele geçirilen silahlar gelmişti; önemli bir kısmı Suudi parasıyla alınmış olan sözkonusu FKÖ malları, şimdi bir kez daha Suudi parası tarafından satın alınabilir, kar da İsrail'e kalabilirdi.) 49
Peki bu dev silah deposu kime karşı kullanılacaktı? Kuzey Afrika'da yaşanmakta olan bir kaç iç savaş öneri olarak getirildi, ama bu büyük yığınağın asıl hedefi başkaydı; İran'daki Humeyni rejimi. Deponun, "Bebek Şah"ın generallerinin gerçekleştirmek istedikleri karşı-darbede kullanılması düşünülüyordu asıl. Ordusunun büyük bölümü Irak cephesinde sıkışmış olan İran'a yapılacak güçlü bir çıkarma ile Tahran'ın ele geçirilebileceği hesaplanıyordu.50 Numeyri ve İsrailliler, Temmuz 1982'de tekrar buluşup detayları konuşmak üzere ayrıldılar.
Aslında İran'da bir karşı-darbe organize etme fikri, Kenya'daki bu gizli toplantıdan aylar önce sözkonusu İsrailli heyetin aklındaydı. Özellikle ikisi, Yakov Nimrodi ve David Kimche, bu konu üzerinde ısrarla duruyorlardı, hatta bunu açık açık medyaya karşı söylemekten bile çekinmemişlerdi. Şubat 1982'de İngiliz BBC televizyonuna demeç veren David Kimche, İsrail'in ve Batı'nın İran'da bir darbe teşvik etmesi gerektiğini söylemiş, aynı programda az sonra görünen Yakov Nimrodi de kendisiyle röportaj yapan muhabire bu tür bir darbenin mutlaka gerekli olduğunu ve pek de zor olmayacağını belirtmişti. İran'ın eski Tahran Büyükelçisi Uri Lubrani de aynı yönde görüş bildirmiş ve iyi planlanmış bir darbe sayesinde, Tahran'ın bir kaç yüz tank ve "yalnızca" on bin ölü ile ele geçirilebileceğini öne sürmüştü. 51
Fakat Ariel Şaron'un "çevresi" tarafından geliştirilen ve Kenya'daki toplantı ile Suudi ve Sudan desteği kazanan bu plan, Mossad tarafından onaylanmadı. İstihbarat servisi, Şaron'un ekibinden daha analitik ve realist davranarak, Irak ordusuna karşı başarılı bir direniş gösteren İran'daki rejimin bu tür bir darbe ile yıkılamayacak kadar güçlü olduğunu rapor etti.52 Bu da, Kenya'daki toplantıda karar verilen projenin rafa kaldırılmasına yol açtı.
Ancak Şaron'un ekibi, İran'daki rejimi düşürmek için kafa yormaya devam etti. Irangate, işte bu beyin jimnastiğinin bir sonucu olarak doğdu. Kenya'daki toplantı, İsrailli yazarlar Raviv ve Melman'ın da belirttikleri gibi, "Irangate'in bir ön hazırlığı"ydı aslında. 53
Kaşıkçı ile Nimrodi-Schwimmmer ikilisi arasındaki bağlantı, bir süre sonra ticaretin yanında istihbarat ilişkisi de içermeye başladı. Kaşıkçı, ilk önce Nimrodi'ye oldukça gizli ve önemli bir politik dokümanı aktardı. Doküman, Suudi Prensi Fahd tarafından geliştirilen ve bir süre sonra İsrail'e iletilmesi düşünülen bir teklifi içeriyordu. "Fahd Planı" olarak da anılan dokümanda, ilk olarak, Suudi Arabistan'ın İsrail'i resmi olarak tanıması teklifi yer alıyordu. Buna karşılık Suudilerin istediği tek şey, Doğu Kudüs'teki İslam mabedlerinde Suudi Arabistan bayrağının dalgalamasıydı. Bu, Mekke ve Medine'den sonra, İslam'ın üçüncü kutsal mabedinin de Suudi himayesi altında olduğu anlamına gelecekti. Başbakan Begin, İsrail'in Kudüs'teki egemenliğine gölge düşüreceği gerekçesiyle bu teklife tepki gösterdi ve plandan bir sonuç çıkmadı. Ancak belki daha önemli bir sonuç vardı; Kaşıkçı, Suudi yönetimi ile Yahudi Devleti arasında bağlantı sağlayan bir adam haline gelmişti. "Fahd Planı"nı, Suudilerin gündeme getirmesinden daha önce gizlice İsrail'e aktarmış olması ise, onu İsrailliler'in gözünde daha bir güvenilir kılmıştı. 46
Nitekim kısa bir süre sonra Şaron'un ekibiyle Kaşıkçı arasındaki bağlantı daha önemli bir ürün verdi. Kaşıkçı, Fas'ta sürgünde yaşayan Şah yanlısı İranlı generallerle İsrailliler arasında aracılık yaptı. Kaşıkçı'nın lüks DC-8 uçağı ile Avrupa'dan Fas'a uçan Nimrodi ve Schwimmer, orada hem Şah yanlısı generallerle hem de Şah'ın en son oğlu genç Prens Rıza Pehlevi ile görüştüler. (Baba Rıza Pehlevi, 27 Temmuz 1980 günü Kahire'de kanserden ölmüştü.) "Bebek Şah" olarak da anılan genç Pehlevi, yanındaki generallerle birlikte İran'da silahlı bir karşı-devrim gerçekleştirmeyi ve Humeyni rejimini yıkıp yeniden eski günlere dönmeyi planlıyordu. Ancak bu proje için desteğe ihtiyaçları vardı ve İsrailli misafirlerinden de bunu istiyorlardı. 47
Nimrodi ve Schwimmer vakit kaybetmeden İsrail'e döndüler ve tüm projeyi Şaron'a anlattılar. Şaron ve yardımcıları, İran'da karşı-devrim fikrine büyük bir sempatiyle yaklaştılar. Kaşıkçı ile yapılan bir seri deniz aşırı telefon görüşmesinin ardından, Afrika'nın gözlerden ırak bir köşesinde konuyla ilgili bir toplantı yapılmasına karar verildi.
13 Mayıs 1982 günü yapılan gizli toplantı için, yer olarak Adnan Kaşıkçı'nın Kenya'daki safari köşkü seçilmişti. Ev sahibinin dışında, altı İsrailli ve iki Sudanlı vardı. İsrailli grup; Ariel Şaron, Yakov Nimrodi ve Al Schwimmer'in yanında, Dışişleri Bakan yardımcısı ve eski Mossad görevlisi David Kimche ile General Avraham Tamir'i de içeriyordu. Sudan'dan gelen iki kişi ise, Devlet Başkanı Cafer Numeyri ve istihbarat şefi Ebu Tayyib'di. 48
Toplantıda ele alınan konuların başında, Sudan'ın "özel projeler"de kullanılmak üzere dev bir "silah deposu" haline dönüştürülmesi geliyordu. Her üç ülkenin de — Suudi Arabistan, Sudan ve İsrail— bölgede ortak bazı hedefleri vardı ve her üçü de bazı silahlı grupları ve iç savaşları destekleme konusunda hemfikirdiler. Proje, yalnızca tüfek, top ya da benzeri hafif silahları değil, tank, uçak ve füze gibi dev ölüm makinalarını da içeriyordu. Kaşıkçı, bu "silah deposu" projesi için Kral Fahd'ın 800 milyon, hatta gerekirse 1 milyar dolar ayırabileceğini gururla açıklamıştı. İsrailliler'e, özellikle bu parayla satın alınacak silahların temin edilmesinde iş düşecekti. (Şaron'un aklına hemen FKÖ'den ele geçirilen silahlar gelmişti; önemli bir kısmı Suudi parasıyla alınmış olan sözkonusu FKÖ malları, şimdi bir kez daha Suudi parası tarafından satın alınabilir, kar da İsrail'e kalabilirdi.) 49
Peki bu dev silah deposu kime karşı kullanılacaktı? Kuzey Afrika'da yaşanmakta olan bir kaç iç savaş öneri olarak getirildi, ama bu büyük yığınağın asıl hedefi başkaydı; İran'daki Humeyni rejimi. Deponun, "Bebek Şah"ın generallerinin gerçekleştirmek istedikleri karşı-darbede kullanılması düşünülüyordu asıl. Ordusunun büyük bölümü Irak cephesinde sıkışmış olan İran'a yapılacak güçlü bir çıkarma ile Tahran'ın ele geçirilebileceği hesaplanıyordu.50 Numeyri ve İsrailliler, Temmuz 1982'de tekrar buluşup detayları konuşmak üzere ayrıldılar.
Aslında İran'da bir karşı-darbe organize etme fikri, Kenya'daki bu gizli toplantıdan aylar önce sözkonusu İsrailli heyetin aklındaydı. Özellikle ikisi, Yakov Nimrodi ve David Kimche, bu konu üzerinde ısrarla duruyorlardı, hatta bunu açık açık medyaya karşı söylemekten bile çekinmemişlerdi. Şubat 1982'de İngiliz BBC televizyonuna demeç veren David Kimche, İsrail'in ve Batı'nın İran'da bir darbe teşvik etmesi gerektiğini söylemiş, aynı programda az sonra görünen Yakov Nimrodi de kendisiyle röportaj yapan muhabire bu tür bir darbenin mutlaka gerekli olduğunu ve pek de zor olmayacağını belirtmişti. İran'ın eski Tahran Büyükelçisi Uri Lubrani de aynı yönde görüş bildirmiş ve iyi planlanmış bir darbe sayesinde, Tahran'ın bir kaç yüz tank ve "yalnızca" on bin ölü ile ele geçirilebileceğini öne sürmüştü. 51
Fakat Ariel Şaron'un "çevresi" tarafından geliştirilen ve Kenya'daki toplantı ile Suudi ve Sudan desteği kazanan bu plan, Mossad tarafından onaylanmadı. İstihbarat servisi, Şaron'un ekibinden daha analitik ve realist davranarak, Irak ordusuna karşı başarılı bir direniş gösteren İran'daki rejimin bu tür bir darbe ile yıkılamayacak kadar güçlü olduğunu rapor etti.52 Bu da, Kenya'daki toplantıda karar verilen projenin rafa kaldırılmasına yol açtı.
Ancak Şaron'un ekibi, İran'daki rejimi düşürmek için kafa yormaya devam etti. Irangate, işte bu beyin jimnastiğinin bir sonucu olarak doğdu. Kenya'daki toplantı, İsrailli yazarlar Raviv ve Melman'ın da belirttikleri gibi, "Irangate'in bir ön hazırlığı"ydı aslında. 53
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder