Mavi Nil kanalıyla Mısır'a giden suyun %85'ini kontrol eden Etiyopya'ya "Afrika'nın su kulesi" adı verilmiştir ve Sudan ile Mısır'ı besleyen suyun musluğu onun elindedir. Etiyopya'nın Nil üzerindeki gücü Etiyopya dağlarından çıkan ve sınırları ötesine Somali ve Sudan'a akan onbir nehirdir. Bunlardan en büyüğü olan Mavi Nil, Etiyopya'da Abay adıyla tanınır ve Sudan'a her yıl 50 milyar m3 su akıtır: Bu da asıl Nil'in toplam suyunun yüzde 60'ıdır. Buna ek olarak güneybatıda Sobat Nehri olarak birleşen Baro ve Pibor nehirleri ve kuzeybatıda Atbara'nın kolları sırasıyla Nil sularının yüzde 14 ve 13'ünü oluştururlar.
Kısacası, Mısır'a akan Nil sularının en büyük musluğu Etiyopya'nın elindedir. Etiyopya'nın bu musluk üzerinde oynamaya yönelik her türlü girişimi ise, Mısır'da büyük bir tedirginlik yaratmaktadır.
Bu gerilim özellikle 1980'li yıllarda kendisini hissettirdi, 90'larda ise iyice büyüdü. 1990'daki bir Newsweek, iki ülke arasındaki sözkonusu gerilimi anlatırken şöyle yazmıştı:
Etiyopya-İsrail ilişkileri İsrail'in su politikasının ayrılmaz bir parçası niteliğinde. Mısır'ın Nil nehri ile bir problemi var. Ülke her bakımdan Nil'e bağlı.. Eğer Etiyopya Mavi Nil'den musluk açarsa, Mısır kendi suyunu kaybedebilir. Bu yüzden "Mısır eğer gerekirse Nil'i korumak için savaşır" diyor bir coğrafyacı. Kıdemli bir Batılı diplomat ise "bu konuda şüphe yoktur" diyor. 11
Gerginlik giderek arttı ve Mısır yönetimi Ekim 1991'de yaptığı bir açıklamada Nil'in kendi insiyatifi dışında kontrol altına alınmasına yönelik girişimleri savaş ilanı sayacağını açıkladı. O günden bu yana iki ülke arasında sözkonusu sorun pek çok sert protesto ve "gözdağı"na neden oldu.
Nil üzerindeki bu gerginlik, Nil'den Fırat'a uzanan coğrafya üzerinde hegemonya planları yapan İsrail açısından son derece önemli bir kozdu kuşkusuz.
Aslında İsrailliler bu değerlendirmeyi çok önceden yapmışlardı. 1940'lı yılların sonunda Başbakan David Ben-Gurion tarafından hazırlanan ve sonradan "Gurion Planı" olarak adlandırılan stratejik çerçeve, Türkiye'deki kaynakların kontrolü ile kuzeyden, İsrail'in güneyden, başta Etiyopya olmak üzere bazı Afrika ülkelerinin de güneybatıdan bastırması ile Ortadoğu'daki su ve petrolün kontrol altında tutulmasını öngörüyordu. 12
1950'li yıllarda geliştirilen çevre stratejisi ile desteklenen bu planın uygulanmasında geç kalınmadı. İsrailliler, o yıllardan başlarak Etiyopya ile çok hızlı bir yakınlaşma sürecine girdiler. İki ülke arasında "anti-İslami" bir zeminde gelişen bu ilişkinin detaylarını üçüncü bölümde incelemiştik.
İsrail'in-Etiyopya ittifakının gözle görülür bir su boyutu kazanması ise, Mısır ile İsrail arasındaki Camp David barışından sonra oldu. İsrail Camp David'de tüm bir Sina yarımadasını Mısır'a iade ederken, Enver Sedat'tan yılda 800 milyon m3 Nil suyunu Necef Çölü'ne aktarmasını istemişti. Sedat önce bu teklife sıcak baktı, ama iç muhalefetin de etkisiyle İsrail'in isteği gerçekleşmedi. Yahudi Devleti bundan sonra Nil'i "köklerinden" kontrol altına almaya karar verdi ve birdenbire İsrailli mühendisler, Nil'in akışının % 83'ünü denetleyen Etiyopya'ya baraj yapımı konusunda yardımcı olmaya başladılar. Etiyopya İsrail'in tarım ve sulama uzmanlığı konularındaki yardım teklifini severek kabul etti. İsrailliler, Etiyopya'yı Nil üzerinde barajlar yapmaya yönelttiler. "Afrika'nın su kulesi" olarak bilenen ve Mısır ile Su- dan'a giden suyun musluğunu elinde tutan Etiyopya ile İsrail arasındaki dikkat çekici dostluk, Yahudi Devleti'ne gerektiği takdirde Mısır ve Sudan'ı susuz bırakma imkanı veriyordu. 13
Bu konuda 1991 yılında Mısır parlamentosuna Arap İşleri Komisyonu tara- fından sunulan "Arap Bölgesinde Su Krizi" başlıklı rapor oldukça önemlidir. Raporda İsrail'in Etiyopya ile olan yakın ilişkilerine ve bu ülkeye Nil üzerinde 6 baraj yapımı için verdiği büyük desteklere dikkat çekilmektedir. Buna göre, İsrail Mısır'a giren su üzerinde doğrudan doğruya etki sahibi olmaktadır. Raporda İsrail'in "Nil'in stratejik kaynaklarını kuşatarak Mısır'ın güney savunma hatlarını yarmaya çalıştığı" vurgulanmaktadır. Rapora göre, İsrail'in Etiyopya'ya yaptığı yardımlar, doğrudan doğruya Mavi Nil'in denetimini ele geçirmek ve bu yolla Mısır'a baskı yapmak içindir. 14 .
Mısır İsrail'in bu tutumu karşısında "Varaa el-Hudud" olarak anılan askeri planlarını gündeme sokmuştur. Bu planlar geleneksel olarak Nil sularıyla ilişkilidir. Aida Planı, iç savaşın sona ermesiyle Addis Ababa'da yeni bir hükümetin eski sulama planlarını canlandırıp yeni barajlar kurması durumunda Etiyopya'ya müdahale planıdır. Mısırlılar, Mavi Nil'e yönelen tehditten ve İsrailliler'in Etiyopya'ya verdikleri yardımdan kaygı duymaktadırlar.
Kısacası İsrail, bir "palmiye" olan Nil'in ilk ve en büyük kökü üzerinde ciddi bir etki elde etmiş bulunmaktadır.
12 Ekim 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder