Bilindiği gibi, Kürt sorununun siyasi boyutu her ne zaman gündeme gelse, ABD, bu konuda Türkiye'nin yanında olduğunu ve Türkiye'ye yönelen bölücü terörü hiç bir şekilde desteklemediğini, aksine şiddetle kınadığını açıklar. Aynı üslubu İsrail resmi ağızlarından da duymak mümkündür. İsrailliler, İkitelli'deki "İsrail'den çok İsrailci"lerin arada bir ortaya attıkları "İsrail teröre karşı bize yardımcı olacak" şayialarını nazikçe reddederler belki, ama Türkiye'nin terörle mücadelesini haklı bulduklarını hep vurgularlar.
Benzer açıklamaları güney ve doğu sınırımızdaki iki komşu ülke de yaparlar, ama medyada bunların iki yüzlü açıklamalar olduğuna dair yaygın bir düşünce vardır. Buna karşın ABD-İsrail cephesinden gelen açıklamaların iki yüzlü olabileceği ihtimalini hiç göz önünde bulundurmazlar.
Oysa farklı düşünmek için önemli nedenler vardır. Bunlardan biri, Amerika'nın Türkiye'nin Güneydoğu'suna yaptığı radyo yayınlarıdır. Çünkü, Amerika'nın Sesi Radyosu'ndan, ABD'nin ayrılıkçı terör konusunda takındığı sözde "Türkiye yanlısı" tavırdan çok farklı olarak, ayrılıkçı terörü destekleyen yayınlar gelmiştir şimdiye dek. Türkiye'nin ise, konuyla ilgili haberi veren Milliyet yazarı Nur Batur'a göre, çok uzun süre bundan haberi olmamıştır:
Amerika, 22 Nisan 1992'den bu yana, yani 16 aydır, Güneydoğu'ya 5 ayrı fre- kanstan her gün bir saat Kürtçe yayın yapıyor. Türkiye ise "devekuşu misali" kendi kabuğuna kapanmış, öyle kısır bir tartışma içinde ki, bu yayından habersiz, izlemiyor bile... Amerika'nın Sesi Radyosu'ndan Kürtçe yayın yapılması tartışması iki yıl öncesine rastlıyor. Bu öneriyi o günlerde Amerikan Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Senatör Clairborne Pell gündeme getiriyor... Pell'ın öyle bir danışmanı var ki, Kongre'de kendisini Kürt sorununa adamış bir kişi olarak tanınıyor... 16 ay önce 15 dakika olarak yayına başlayan Amerika'nın Sesi Kürtçe Servisi son birkaç aydır bir saate çıkarmış durumda. Yayında iki önemli değişiklik var. Birincisi, artık yayın Güneydoğu Anadolu'da konuşulan Kırmançi lehçesiyle yapılıyor ve yayın saatleri de akşam üzerine alınmış durumda. Böylece yaygın dinleme imkanı yaratılıyor. Yayında önce PKK eylemleri ve çatışmalarla ilgili haberler veriliyor. Kullanılan deyimler de son derece ilginç ve önemli. Güneydoğu Anadolu'dan "Türkiye Kürdistanı" diye söz ediliyor. PKK tanımlanırken de "Türk Peşmergeleri", "soreşker" (yiğit savaşçı) deniyor. Ama daha da ilginci "serhilde" sözcüğü. Bu Kürtçe'de "başkaldıran" anlamına geliyor ve PKK kendi eylemlerini tanımlarken "serhildan ayaklanma" tabirini kullanıyor. Haberler verilirken de hem Anadolu Ajansı hem de PKK'nın yayın organı olan Kürt Haber Ajansı ile Özgür Gündem gazetesine dayanıyor Amerika'nın Sesi. 8
Amerika'nın Sesi Radyosu'nun sözkonusu yayını yoruma yer bırakmayacak kadar açıktı kuşkusuz. Terör örgütü açıkça destekleniyordu. Nitekim bu ABD'nin daha önce de kullandığı bir yöntemdi. Önceki bölümde değindiğimiz gibi, ABD aynı yöntemi Kuzey Irak'taki Kürt ayaklanmasını kışkırtmak içinde kullanmıştı. CIA'nın Kuzey Irak'a yönelik olarak kurduğu VOFI (Voice of Free Iraq) adındaki Hür Irak'ın Sesi Radyosu, Kürtlere "ayaklanın, zaman geldi, bu sizin en önemli gününüz olacak" mesajları vermişti. CIA, bu mesajın muhataplarına ulaşması için de gerekli özeni göstermiş, Türkiye üzerinden Kuzey Irak'a binlerce transistörlü radyo yollamıştı. 9
Amerika'nın Sesi Radyosu'nun bu ilginç yayınlarıyla ilgili bir başka bilgi ise M. Ali Birand ve ekibinin hazırladığı "32. Gün" programında ortaya çıkmıştı. Ermenistan sınırları içindeki bir Kürt köyünü ziyaret eden Mithat Bereket, köy sakinlerine Türkiye'deki Kürtlerin durumu hakkında ne bildiklerini sorduğunda yaklaşık şöyle bir cevap almıştı: "Türk Devleti, Kürtler'e karşı katliam uygulamaktadır, ancak buna karşın Kürt ayaklanması boyun eğmemektedir." Bu söylenenler, Türkiye'deki ayrılıkçı terör örgütünün kullandığı üslubun aynısıydı. Olayın en ilginç yanı ise Mithat Bereket'in, Ermenistan'da yaşayan bu Kürtler'in bu yanlış bilgileri nereden aldıklarını sormasıyla ortaya çıkıyordu. Köylüler, bu "inci"leri, hergün Kürtçe yayın yapan ve dikkatle izledikleri Amerika'nın Sesi Radyosu'ndan öğreniyorlardı!...
Sözkonusu yayınlar 1993 yazında Türkiye'nin gündemine geldi ve muhtemelen de Türkiye'nin gösterdiği tepki karşısında ABD tarafından içeriği değiştirildi. Ancak bu durum, ortaya ilginç bir tablo çıkarıyordu: ABD, sürekli olarak Türkiye'yi destekler mesajlar verirken, bir yandan da Türkiye'nin Kürt sorununu kışkırtmak için gizli yollar kullanıyordu anlaşılan. Nitekim bu durum, sonra ABD'nin Med TV'ye verdiği destek ve Çekiç Güç'ün terör örgütüne yaptığı gizli yardımlarla daha da belirgin bir hale geldi. 10
Bu yayının ardında ABD'deki hangi çevrelerin bulunduğu ise daha da ilginç bir konuydu. Önceki sayfalarda İsrail'in WINNEP gibi Amerikalı uzantılarının, Türkiye'nin Güneydoğusu'nu da kapsayan bir Kürt devleti planları içinde olduğuna değinmiştik. Acaba Amerika'nın Sesi Radyosu'nun da böyle bir İsrail bağlantısı olabilir miydi?
Sorunun cevabı için bu yayınların kim tarafından başlatıldığına bakmak gerekiyordu. Nur Batur'un bildirdiğine göre, sözkonusu Kürtçe yayınların ardındaki isim, Kürt hareketiyle olan ilişkisine 4. bölümde de değindiğimiz Amerikalı senatör Clairborne Pell'di. Ve ne ilginçtir, Clairborne Pell, İsrail lobisinin sadık hizmetkarlarından biriydi. Washington Report dergisinin editörü Richard Curtiss, Stealth PACs: Lobbying Congress for Control of US Middle East Policy (Gizli Lobiler: ABD'nin Ortadoğu Politikasının Kontrolü İçin Lobicilik) adlı kitabında, Pell'in bu özelliğini özellikle vurgular. Siyaset yorumcusu Kimberly Lifton ise Detroit Jewish News'te yazdığı bir makalede Pell hakkında şöyle demektedir: "İsrail'in önde gelen Demokrat dostlarından biri de Rhode Island Senatörü Clairborne Pell'dir. Pell, 1960'da seçildiğinden bu yana İsrail'in ısrarlı ve sadık bir destekçisi olmuştur." 11
Stealth PACs kitabında Clairborne Pell'in, sadece 1990 yılında AIPAC ve ona bağlı İsrail lobilerinden 153.600 dolar "bağış" aldığı da bildirilir.12 Pell'in İsrail lobisiyle olan olağanüstü yakın ilişkisi, İsrail lobisi hakkındaki en önemli kaynaklardan biri olan Kongre üyesi Paul Findley'in They Dare to Speak Out: People and Institutions Confront Israel's Lobby (Konuşmaya Cesaret Ettiler: İnsanlar ve Kurumlar İsrail Lobisiyle Karşı Karşıya) adlı kitabında da vurgulanır. 13
Clairborne Pell, Amerika'nın Sesi Radyosu'nun Kürtçe yayınından sonra da aynı konuyla ilgilenmeye devam etti. Özellikle de İsrailli dostlarının desteğiyle ve kimi zaman onlarla birlikte. 1994 yazında, ayrılıkçı terör örgütünün kurmak istediği "sürgünde Kürt hükümeti" çalışmalarına destek verdi.14 Ağustos başında Washington'da bir Kürt Derneği toplantısı düzenlenmiş ve sürgünde Kürt hükümeti kurulması ve Kürtlerin yaşadığı bölgelerde bir Kürdistan Devleti temelinin oluşturulması çağrısı yapılmıştı. Toplantıya iki de önemli Amerikalı katılmıştı: Senato Dışilişkiler Komisyonu Başkanı Clairborne Pell ve Amerikan Kongresi bünyesindeki Helsinki Komisyonu üyesi Mike Amitay, İsrail lobisinden bir Yahudi...
Bu arada ilginç bir bağlantı da, Amerikan hükümetinin Foreign Broadcast Information Service (FBIS) adlı bülteninde yayınlandı. Buna göre, Güneydoğu'da eylem yapan ayrılıkçı terör örgütünün lideri ile, David Adolph Korn adlı Amerikalı bir diplomat arasında uzun süredir devam eden bir mektup diplomasisi vardı. Bu "gayrıresmi diplomasi" ilişkisinin kahramanı olan Korn'un kimliği ise yine oldukça ilginçti. Korn bilinçli bir Amerikan Yahudisiydi ve daha önce büyükelçi olarak atandığı Moritanya'da Yahudi olduğu için hükümet tarafından istenmeyen adam ilan edilmişti. 15
WINNEP'in Kürt Devleti planları, AIPAC'in Newroz halayları, Amerika'nın Sesi Radyosu'nun bölücü yayınları, terör örgütü lideriyle yazışmalar yürüten Amerikalı Yahudiler... Tüm bu parçalar birbirlerine eklendiğinde ortaya oldukça önemli bir tablo çıkıyordu. Tablo, Amerika'da Kürt ayrılıkçılığına destek veren önemli çevreler olduğunu ve bu çevrelerin de büyük ölçüde İsrail ile ilişkili olduğunu gösteriyordu. Dahası, bu Kürt ayrılıkçılığı, yalnızca Kuzey Irak'ı değil, biraz daha üstü kapalı da olsa Türkiye'yi de hedef alıyordu.
Nitekim Kuzey Irak'ta gelişecek ayrılıkçı bir Kürt hareketinin, hele bir Kürt Devleti'nin Türkiye'yi etkilemeyeceğini düşünmek mümkün değildir. Bu iki bölge coğrafi ve demografik yönden birbirine çok benzer özelliklere sahiptirler ve birinde gelişecek siyasi bir oluşum kaçınılmaz olarak diğerini de etkileyecektir. Bu nedenle Kuzey Irak'ı bağımsız bir Kürt Devleti'ne dönüştürmek isteyen tüm girişimlerin dolaylı olarak Türkiye'nin toprak bütünlüğünü de hedefleyen birer tehdit olduğunu gözden kaçırmamak gerekir.
Kuzey Irak'ı bir Kürt Devleti'ne dönüştürmek isteyen yegane güç ise İsrail'dir. (ABD'nin İsrail'den ayrı olarak böyle bir hedefi yoktur; Suriye ve İran gibi komşu ülkeler ise kendi içlerindeki Kürt azınlıklardan duydukları tedirginlik nedeniyle bu tür bir parçalanmaya karşıdırlar.) Nitekim bir Kürt Devleti kurmak için çaba gösteren Batılı isimlere bir göz attığımızda, nedense İsrail bağlantılı isimlerin, özellikle de Yahudiler'in büyük bir yoğunlukta olduklarını görürüz.
12 Ekim 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder