O sıralardaki siyasi gündeme bakmak, bu soruyu aydınlatabilirdi. ABD'nin Kuveyt işgalinin hemen ardından takındığı anti-Irak söylemi destekleyen ülkelerin başında İsrail geliyordu. Hatta İsrailliler ABD'yi ılımlı bile buluyorlar, daha sert bir politika istiyorlardı. Cockburn'lere göre "İsrailliler, ABD'ye 'Saddam'ın gözünün yaşına bakmayın' mesajları yolluyorlardı". Öyle ki İsrail Cumhurbaşkanı Haim Herzog, Amerikalılar'a nükleer silah kullanmalarını bile tavsiye etmişti. 8 Öte yandan, ABD'deki İsrail lobisi de harıl harıl Irak'a karşı geniş kapsamlı bir saldırı düzenlenmesi için çalışıyordu.Tüm bu durum, Amerika'da, Irak'a karşı düzenlenmesi düşünülen saldırının gerçekte İsrail çıkarları adına planlandığı düşüncesini yaygınlaştırdı. Ünlü köşe yazarı Patrick Buchanan, bu düşünceyi, "Washington'da Irak'a karşı bir savaş açmamızı savunan yegane güç, İsrail ve onun buradaki 'ağlama duvarı' (yani lobisi)dir" diyerek özetliyordu. 9
Öte yandan, İsrail konu hakkında ciddi bir propaganda kampanyası da başlatmıştı. Bu kampanya daha çok el altından yürütüldüğü için de, Mossad devreye girmişti. Eski Mossad ajanı Victor Ostrovsky, bu konuda önemli bilgiler aktarır. Ostrovsky'e göre, İsrail, Körfez Krizi'nin başlamasından bile çok daha önce Amerika ile Saddam'ı savaştırmak istiyordu. Öyle ki, İsrail bu yöndeki planını İran-Irak savaşının hemen ardından uygulamaya koymuştu. Ostrovsky'nin yazdığına göre, Mossad'ın LAP-LohAma Psicologit (Psikolojik Savaş) bölümü, çeşitli dezinformasyonlarla (yalan haber) bu konuda etkili bir kampanya başlatmıştı. Saddam'ı kanlı bir diktatör ve dünya barışına yönelik büyük bir tehdit olarak göstermeye yönelikti bu kampanya. 10Ostrovsky, Mossad'ın bu propaganda için farklı yerlerdeki ajan ya da sem- patizanlarını kullandığını, örneğin Amnesty International ya da Amerikan Kongresi'ndeki "gönüllü ajan"ların (sayanim) devreye sokulduğunu anlatıyor. Kullanılan propaganda malzemeleri arasında; Halepçe'deki ünlü Kürt katliamının görüntüleri ya da Saddam'ın rejim muhaliflerine nasıl kendi elleriyle işkence yaptığına dair fantastik hikayeler yer alıyordu. Irak'ın İran'la olan savaşı sırasında İran'daki sivil hedeflere yolladığı füzeler de kampanyanın malzemeleri arasındaydı. Ancak, Ostrovsky'nin dediği gibi Mossad'ın Saddam'ın sözkonusu füzelerini malzeme olarak kullanması biraz garip bir durumdu; çünkü o füzeler, Amerikan uydularından gelen bilgilerin de yardımıyla, savaş sırasında Mossad tarafından hedeflere yönlendirilmişlerdi.11 İsrail, İran'a karşı yürüttüğü savaş boyunca desteklediği Saddam'ı şimdi canavar olarak gösterme çabası içindeydi. Ostrovsky, şöyle diyor:
Mossad liderleri, eğer Saddam'ı yeterince korkunç göstermeyi başarırlarsa ve o- nun Körfez petrolü için bir tehlike olduğu ki Saddam daha önce bu konuda bir güvence olarak algılanıyordu düşüncesini yerleştirebilirlerse, ABD ve müt- tefiklerini Saddam'a saldırtabileceklerini hesaplıyorlardı. 12
İsrailliler bu konuda o denli kararlı ve ABD üzerinde de o denli ısrarlıydılar ki, 4 Aralık 1990 günü, İsrail Dışişleri Bakanı David Levy, Amerikan Büyükelçisi William Brown'ı diplomatik dille tehdit etmiş, ABD'nin "Körfez Krizi'nin başlangıcında verdiği tüm sözlerini tutmasını", yani Irak'a saldırmasını istemişti. Levy'e göre, eğer ABD Irak'a saldırmazsa, İsrail bu işi kendi başına gerçekleştirecekti.13 Ancak İsrail açısından, biraz sonra ayrıntılı olarak değineceğimiz nedenler yüzünden, savaşı ABD'ye yaptırmak ve de savaşın tümüyle dışında kalmak çok avantajlıydı. Nitekim öyle de oldu.
Ancak İsrailliler ABD'nin savaş planlarına aktif olarak katıldılar. Çöl Fırtınası harekatını planlayan ABD kurmayları, İsrailliler'den "Saddam'ı yaralamanın en iyi yolunun ailesini, özel korumalarını ya da metresini vurmak olduğu" yönünde ince taktikler aldılar. 14
Ostrovsky'nin yukarıda anlattığı Mossad kaynaklı propaganda ise, Körfez Savaşı için gerekli olan kamuoyunu oluşturdu. Savaşın fitili de yine Mossad'ın "gönüllü ajanları" tarafından ateşlenmişti. Kongre üyelerinin Saddam'a karşı savaşa ikna edilmesi için Yahudi lobisinden Tom Lantos'un yönetimindeki Hill and Knowlton lobi şirketi dramatik bir senaryo yazmıştı. Turan Yavuz, olayı şöyle anlatıyor:
9 Ekim 1990. Hill and Knowlton lobi şirketi Kongre'de 'Irak'ın Vahşetleri' baş- lığı altında bir oturum düzenliyor. Lobi şirketi tarafından oturuma getirilen bazı 'görgü tanıkları' Iraklı askerlerin yeni doğmuş çocukları hastane odalarında öldürdüğünü öne sürüyor. Bir 'görgü tanığı' vahşeti tüm detaylarıyla anlatıyor ve Iraklı askerlerin bir hastanede 300 yeni doğmuş çocuğu öldürdüğünü söylüyor. Söz konusu bilgiler, Kongre üyelerini hayli rahatsız ediyor. Bu da Başkan Bush'un işine yarıyor. Ancak sonra anlaşılıyor ki, Hill and Knowlton lobi şirketinin kongre önüne getirdiği 'görgü tanığı' aslında Kuveyt'in Washington'daki büyükelçisinin kızıdır. Buna rağmen kızın söyledikleri Kongre üyelerinin Saddam Hüseyin'e 'Hitler' lakabı takmasına yol açacaktır. 15
İncelediğimiz tüm bu bilgiler, bizi tek bir sonuca götürüyordu: ABD'nin Irak'a karşı savaşa girmesinde İsrail etkisinin önemli bir rolü vardı. Yahudi Devleti, Irak'ın vurulmasını çok daha önceleri hedefliyordu ve Kuveyt işgalini de makul bir fırsat olarak yorumlamıştı. Washington'daki lobisi aracılığıyla da ABD'yi yönlendirmiş, Irak'a karşı başlatılacak saldırının altyapısını kurmuştu. ABD'nin Irak'a karşı izlediği yanıltıcı politika yani önce Irak'a yeşil ışık yakması, sonra birden sertleşmesi ise, İsrail'in beklenti ve isteklerine tamamen uygundu.
Fakat bu noktada durmak ve Başkan Bush'un motivasyonlarına bakmak gerekir. Çünkü ABD'yi Körfez Savaşı'na sürükleyen faktörlerden biri "İsrail ve onun Washington'daki Ağlama Duvarı" ise, bir diğeri de Başkan Bush'un kararlı tutumudur. Bu tutum, savaştan kısa bir süre sonra Beyaz Saray'a çok yakın bir kaynak tarafından şöyle özetlenmiştir:
Kuveyt'in işgalinden tam dört gün sonra, bize izleyeceğimiz politika bildirildi. Yoğun bir askeri hazırlık yapacak, Saddam tarafından gelecek her türlü uzlaşma teklifini reddedecek ve kararlı bir biçimde savaşa doğru ilerleyecektik. O zaman buna pek de inanmamıştım. Savaş, çok ihtimal dışı gözüküyordu. Hiç birimiz George Bush'un savaşa girme konusunda ne denli kararlı olduğunun farkında değildik. 16
Evet, George Bush, savaşa girme konusunda son derece kararlıydı. Hatta, bu savaşın gerekçesinin, yani Irak'ın Kuveyt işgalinin oluşmasına da üstte değindiğimiz biçimde yardımcı olmuştu.
Peki acaba Bush'un İsrail çıkarlarına tam bir paralellik arz eden bu politikası, İsrail ile bir şekilde ilişkili olabilir miydi? Bir başka deyişle, "İsrail ve onun Washington'daki Ağlama Duvarı", Başkan'ı da yönledirmiş sayılabilir miydi?
Ancak İsrailliler ABD'nin savaş planlarına aktif olarak katıldılar. Çöl Fırtınası harekatını planlayan ABD kurmayları, İsrailliler'den "Saddam'ı yaralamanın en iyi yolunun ailesini, özel korumalarını ya da metresini vurmak olduğu" yönünde ince taktikler aldılar. 14
Ostrovsky'nin yukarıda anlattığı Mossad kaynaklı propaganda ise, Körfez Savaşı için gerekli olan kamuoyunu oluşturdu. Savaşın fitili de yine Mossad'ın "gönüllü ajanları" tarafından ateşlenmişti. Kongre üyelerinin Saddam'a karşı savaşa ikna edilmesi için Yahudi lobisinden Tom Lantos'un yönetimindeki Hill and Knowlton lobi şirketi dramatik bir senaryo yazmıştı. Turan Yavuz, olayı şöyle anlatıyor:
9 Ekim 1990. Hill and Knowlton lobi şirketi Kongre'de 'Irak'ın Vahşetleri' baş- lığı altında bir oturum düzenliyor. Lobi şirketi tarafından oturuma getirilen bazı 'görgü tanıkları' Iraklı askerlerin yeni doğmuş çocukları hastane odalarında öldürdüğünü öne sürüyor. Bir 'görgü tanığı' vahşeti tüm detaylarıyla anlatıyor ve Iraklı askerlerin bir hastanede 300 yeni doğmuş çocuğu öldürdüğünü söylüyor. Söz konusu bilgiler, Kongre üyelerini hayli rahatsız ediyor. Bu da Başkan Bush'un işine yarıyor. Ancak sonra anlaşılıyor ki, Hill and Knowlton lobi şirketinin kongre önüne getirdiği 'görgü tanığı' aslında Kuveyt'in Washington'daki büyükelçisinin kızıdır. Buna rağmen kızın söyledikleri Kongre üyelerinin Saddam Hüseyin'e 'Hitler' lakabı takmasına yol açacaktır. 15
İncelediğimiz tüm bu bilgiler, bizi tek bir sonuca götürüyordu: ABD'nin Irak'a karşı savaşa girmesinde İsrail etkisinin önemli bir rolü vardı. Yahudi Devleti, Irak'ın vurulmasını çok daha önceleri hedefliyordu ve Kuveyt işgalini de makul bir fırsat olarak yorumlamıştı. Washington'daki lobisi aracılığıyla da ABD'yi yönlendirmiş, Irak'a karşı başlatılacak saldırının altyapısını kurmuştu. ABD'nin Irak'a karşı izlediği yanıltıcı politika yani önce Irak'a yeşil ışık yakması, sonra birden sertleşmesi ise, İsrail'in beklenti ve isteklerine tamamen uygundu.
Fakat bu noktada durmak ve Başkan Bush'un motivasyonlarına bakmak gerekir. Çünkü ABD'yi Körfez Savaşı'na sürükleyen faktörlerden biri "İsrail ve onun Washington'daki Ağlama Duvarı" ise, bir diğeri de Başkan Bush'un kararlı tutumudur. Bu tutum, savaştan kısa bir süre sonra Beyaz Saray'a çok yakın bir kaynak tarafından şöyle özetlenmiştir:
Kuveyt'in işgalinden tam dört gün sonra, bize izleyeceğimiz politika bildirildi. Yoğun bir askeri hazırlık yapacak, Saddam tarafından gelecek her türlü uzlaşma teklifini reddedecek ve kararlı bir biçimde savaşa doğru ilerleyecektik. O zaman buna pek de inanmamıştım. Savaş, çok ihtimal dışı gözüküyordu. Hiç birimiz George Bush'un savaşa girme konusunda ne denli kararlı olduğunun farkında değildik. 16
Evet, George Bush, savaşa girme konusunda son derece kararlıydı. Hatta, bu savaşın gerekçesinin, yani Irak'ın Kuveyt işgalinin oluşmasına da üstte değindiğimiz biçimde yardımcı olmuştu.
Peki acaba Bush'un İsrail çıkarlarına tam bir paralellik arz eden bu politikası, İsrail ile bir şekilde ilişkili olabilir miydi? Bir başka deyişle, "İsrail ve onun Washington'daki Ağlama Duvarı", Başkan'ı da yönledirmiş sayılabilir miydi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder