12 Ekim 2009 Pazartesi

NİL ÜZERİNDEKİ SUPOLİTİK

Kitabın ikinci bölümünde İsrailliler'in büyük bir çoğunlukla üzerinde ittifak ettikleri "Tevratsal sınırlar"a değinirken, bu sınırlarla çizilen coğrafyanın Nil ve Fırat nehirleri arasında uzandığına değinmiştik. Nitekim Nil, Fırat ve bu ikisinin arasındaki su kaynakları, Siyonist hareketin başından bu yana İsrail liderlerinin başlıca hedefleri arasında yer almıştır.
Bu konuyu Arap yazar Arkam Zubi Yahudiler'in Arap Suları Üzerindeki Mücadeleleri: Eski Bir Tevrat Rüyası ve Bunu Gerçekleştirme Çabaları adlı kitabın- da uzun uzadıya inceler. Zubi, Arap sularının fethedilmesinin Muharref Tevrat'ta her Yahudiye emredilen bir vecibe olduğunu hatırlatır ve M. Tevrat'ın Yeremya 46/10. ve İşaya 29/25-26 ayetlerine gönderme yaparak "Yahudi Tanrısı'nın kafir Fırat bölgesi halkına karşı girişilen her savaşta Yahudiler'in koruyuculuğunu üstleneceği, savaşın ise bu kafir haklar için Tanrı'nın bir gazabı olacağı" şeklindeki inanca dikkat çeker.
Önemli olan ise, kuşkusuz, bu "dini perspektif"in İsrail'in somut politikalarıyla ne denli örtüştüğüdür.
Bu sorunun cevabına baktığımızda ise, önemli bir sonuçla karşılaşırız. İsrail, hem sözkonusu dini perspektifin bir sonucu, ama ondan daha çok somut jeostratejik gerçeklerin bir ürünü olarak, gerçekten de Nil'den Fırat'a uzanan bir "su vizyonu"na sahiptir.
İsrail askeri istihbarat servisi AMAN'ın eski şeflerinden Yehoshafat Harkabi, Israel's Fateful Hour adlı kitabında, Ortadoğu'daki ülkelerin dış politikalarının iki ayrı boyut üzerinde seyrettiğini anlatır. Harkabi'ye göre, bir "büyük hedef" (grand design) vardır, bir de güncel dış politika. Bir ülke, "büyük hedef"i bir diğer ülkeyi yok etmek ya da onun topraklarını işgal etmek olduğu halde, güncel dış politikasında onunla anlaşabilir, hatta onunla barış bile yapabilir. Harkabi, buna örnek olarak Enver Sedat'ı verir. Ona göre Enver Sedat, güncel dış politikanın pragmatik bir gereği olarak İsrail'le Camp David barışını imzalamıştır, ama İsrail'i yok etmek olarak özetlenebilecek Arap "büyük hedef"inden caymamıştır. Harkabi, İsrail'le barışa yanaşan bazı Araplar'ın sözkonusu "büyük hedef"ten caydıklarını, ama önemli bir bölümünün de bu hedefi koruduklarını belirtir. 10
Harkabi, İsrail'in "büyük hedef"inin ne olduğu konusunu ustaca geçiştirir, ama bunun ne olduğunu başka kaynaklardan biliyoruz. Yahudi Devleti'nin nihai hedefi, Nil'den Fırat'a uzanan coğrafya üzerinde egemenlik sağlamaktır. Bu egemenliğin bir boyutu da, bu coğrafyanın sularını denetim altına alabilmektir.
Haritadaki ilk önemli ayak, Nil nehridir. Bazıları, İsrail'in 1967'de işgal ettiği Sina yarımadasını 1978 yılındaki Camp David barışı ile Mısır'a geri verdiğini, dolayısıyla Nil üzerinde bir iddiası olmadığını düşünebilirler. Oysa gerçekler daha farklıdır. İsrail'in "büyük hedef"i ile güncel dış politikaları birbirinden farklıdır çünkü.
Bir deyişe göre Nil Mısır'dır ve Mısır Nil'dir. Mısır için bu denli hayati olan nehrin jeopolitik konumunu, en iyi Winston Churchill tasvir etmişti. İngiliz lideri, "Nehir Savaşı" adlı kitabında Nil'i; kökleri orta Afrika'da Victoria, Albert ve Kenya göllerinde uzun gövdesi Sudan ve Mısır'da ve dalları kuzey Mısır'daki deltada yer alan dev bir palmiyeye benzetmiş ve şöyle demişti: "Kökler kesilecek olursa dallar kuruyacak ve ağacın geri kalan kısmı da çürüyüp ölecektir."
Bu, şu demektir: Mısır'ı Nil suları hakkında tehdit etmenin yegane yolu, Nil'in iki "kökünü" elinde tutan Sudan ve Etiyopya'yı kullanmaktır. Ya da Winston Churchill'in deyimiyle "palmiyeyi köklerinden kesmek". Nitekim İsrail, uzun bir zamandır gerçekten de bunu yapmaya çalışmaktadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder